|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nahl Suresi 93 – 97.ayetler |
Allah'ın Ahdini Az Bir
Pahaya Satmayın:
93. Eğer Allah
dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O dilediğini saptırır, dilediğini de
hidayete erdirir. Yaptıklarınızdan muhakkak sorguya çekileceksiniz.
94. Yeminlerinizi
aranızda hile ve fesad aracı edinmeyin. Çünkü o takdirde sapasağlam
yerleştikten sonra ayak(larınız) kayıverir ve Allah yolundan sapıp başkalarını
alıkoyduğunuz için kötülüğü tadarsınız. (Ahirette ise) büyük bir azabı hak
edersiniz.
95. Allah'ın ahdini az
bir pahaya satmayın. Çünkü Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır. Eğer
bilirseniz.
96. Sizin yanınızdaki
tükenir. Allah'ın nezdindekiler ise kalıcıdır. Sabredenlerin mükafatını elbette
yapmakta olduklarının güzeliyle vereceğiz.
Tefsiri:
"Eğer Allah
dileseydi" ey insanlar "sizi tek bir ümmet yapardı." Bir başka
yerde de: "Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi toptan iman
ederdi." (Yunus, 99) Yani onları birbirleriyle uyuşturur, ortada ihtilaf,
nefret ve kin diye bir şey bırakmazdı. "Rabbin dileseydi bütün insanları
bir tek ümmet yapardı. Onlarsa hala anlaşmazlık içerisindedirler. Rabbinin
rahmet ettikleri müstesna. Zaten onları bunun için yaratmıştır." (Hud,
118-119) Burada da Yüce Allah: "Fakat O dilediğini saptırır, dilediğini de
hidayete erdirir" buyurmuştur. Sonra Allah kıyamet gününde bütün
amellerinizden sizleri sorumlu tutacak ve hurma çekirdeğinin sırtındaki incecik
fitiı, küçücük çukur ve küçücük habbeye varıncaya kadar kötülüklerinizin
cezasını verecektir.
Daha sonra Yüce Allah,
kullarının, yeminleri bir hile ve fesad aracı edinmelerini yasaklamaktadır.
Böylelikle sapasağlam yere bastıktan sonra herhangi bir ayak kaymasın. Bu,
dosdoğru yol üzere iken o yoldan sapan ve Allah yolundan alıkoymayı da
kapsayan, yerine getirilmeyen yeminler sebebiyle de hidayet yolundan ayağı
kayan kimseler için bir örnektir. Çünkü kafir, mü'minin kendisi ile
antlaştıktan sonra, sözünde durmayıp, hainlik ettiğini görecek olursa, dine
hiçbir güveni kalmaz ve bu sebeple de İslam'a girmekten alıkonulmuş olur.
Bundan dolayı da Yüce Allah: "Allah yolundan sapıp başkalarını
alıkoyduğunuz için kötülüğü tadarsınız. (Ahirette de) büyük bir azabı hak
edersiniz" buyurmaktadır.
Daha sonra Yüce Allah:
"Allah'ın ahdini az bir pahaya satmayın" buyurmaktadır. Yani Allah
adına yaptığınız yeminleri dünya hayatının malına ve süsüne değişmeyin. Çünkü
dünya hayatı oldukça azdır. Dünya her şeyi ile Ademoğluna ait olsa dahi, Allah'ın
yanındaki mükafat onun için daha hayırlıdır. Yani Allah'a iman edip, O'nun
mükafatını ümit edip onu isteyen, vaad ettiklerini elde etmek ümidiyle Allah
adına verdiği sözleri muhafaza eden kimseler için, Allah'ın mükafat ve sevabı
daha hayırlıdır.
"Eğer bilirseniz
sizin yanınızdakiler tükenir" biter ve nihayete erer. Çünkü bunun belli
bir süresi vardır, sınırlıdır, miktarı bellidir ve sonu gelir. "Allah'ın
nezdindekiler ise kalıcıdır." O'nun size vereceği cennetteki mükafatı ise
kalıcı olup, kesintisizdir, bitip tükenmez. O daimidir, başka bir tarafa da
gitmez, zeval de bulmaz.
"Sabredenlerin
mükafatını elbette yapmakta olduklarının güzeliyle vereceğiz." Bu aziz ve
celil olan Rabbimizin lam ile tekid edilmiş bir yemini olup, sabredenleri
yaptıklarının en güzeli ile mükafatlandıracağını yani kötü amellerini
bağışlayacağını bildirmektedir.
97. Erkek olsun, kadın
olsun kim mü'min olduğu halde salih amel işlerse, Biz şüphesiz ona çok güzel
bir hayat yaşatırız ve bunları elbette istediklerinin en güzeliyle
mükafatlandıracağız.
Tefsiri:
Bu, Yüce Allah'ın salih
amel işleyen kimselere olan vaadidir. Salih amel, aziz ve celil olan Allah'ın
Kitabına, O'nun nebisinin sünnetine uyan kimsenin yaptığı ameldir.
Ademoğullarından olup kalbinden Allah'a ve Rasülüne iman ettiği sürece böyle
bir amel işleyenin erkek veya kadın olması fark etmez. El verir ki bu amel
emrolunmuş, Allah tarafından da meşru kılınmış bir amel olsun. İşte bu şekilde
salih amel işleyenlere Allah, dünya hayatında güzel bir hayat yaşatacağını,
ahiret yurdunda ise yaptıklarının en güzeli ile mükafatlandırılacağını
bildirmektedir. Güzel hayat ise, hangi türden olursa olsun rahatın bütün şekillerini
kapsar. İbn Abbas ve bir topluluktan rivayet edildiğine göre onlar bunu hoş,
temiz ve helal rızık, diye tefsir etmişlerdir. Ali b. Ebi Talib (r.a.)'tan ise
onun bunu kanaatkarlıkla tefsir ettiği rivayet edilmiştir. İbn Abbas, İkrime,
Vehb b. Münebbih de böyle açıklamışlardır. Ali b. Ebi Talha da İbn Abbas'tan, o
mutluluktur diye açıkladığını nakletmektedir. Hasan, Mücahid ve Katade ise
kimsenin hayatı cennetten başka bir yerde rahat ve hoş olmaz, demiştir. Dahhak,
iyi ve hoş hayat, dünyada helal rızık ve ibadettir, diye açıklamıştır. Yine
Dahhak: O, itaat olan işleri yapmak ve bununla da kalbinin rahat ve huzur
bulmasıdır, demiştir. Doğrusu, iyi ve hoş hayatın, bütün bunları kapsadığıdır.
Nitekim İmam Ahmed'in rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir:
[4116] Abdullah b.
Amr'dan rivayete göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Müslüman olup, kendisine yetecek kadarıyla rızık verilen ve Allah'ın
kendisine verdiği şeylere kanaatkar kıldığı kimse kurtulmuştur."
Bunu Müslim, Abdullah b.
Yezid el-Mukri'nin bu şekilde rivayet ettiği bir hadis olarak zikretmiştir.
[4117] Tirmizi ve Nesai,
... Fedale b. Ubeyd'den Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle
buyururken dinlediğini rivayet etmektedirler: "İslam'a hidayet olunan geçimi
kendisine yeterli olup, ona kanaat getiren kişi kurtulmuştur. " Tirmizi bu
sahih bir hadistir, demiştir.
[4118] İmam Ahmed dedi
ki: ... Enes b. Malik dedi ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu: "Şüphesiz Allah mü'mine (karşılığını vermeyerek) bir hasenede
dahi zulmetmez. O hasene karşılığında dünyada da ona verilir, ahirette de o
hasene karşılığında ona sevap verilir. Kafire gelince, dünya hayatında hasenatı
karşılığında ona yedirilir. Nihayet ahirete geleceği vakit kendisine karşılığında
bir hayır verilecek tek bir hasenesi dahi kalmamış olur. " Bu hadisi
yalnızca Müslim rivayet etmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |