İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nahl Suresi

110 – 113.ayetler

 

Hicret, Savaş ve Sabır:

 

110. Ayrıca Rabbin işkencelere uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra da cihad edip sabredenlerin yardımcısıdır; evet, Rabbin muhakkak bundan sonra çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.

111. O gün gelen herkes kendi nefsi için çabalayacak, herkese yaptıklarının karşılığı eksiksiz olarak verilecek ve onlara asla zulmedilmeyecektir.

 

Tefsiri:

 

Burada söz konusu edilenler Mekke' de bulunan ve kavimleri tarafından kendilerine kötü muamelede bulunulan zayıf düşürülmüş (mustaz'af) başka bir guruptur. Bunları da fitneye maruz bırakmışlardır. Sonra Allah onlara hicret etmek suretiyle kurtulma imkimını verdi, onlar da kendi yurtlarını, akrabalarını, kavimlerini Allah'ın rızasını umarak, mağfiretini ümit ederek terkettiler, mü'minler arasındaki yerlerini alarak kafirlere karşı onlarla cihad ettiler, sabrettiler. Yüce Allah da bu hallerinden, yani o yaptıklarından sonra, yani fitneye maruz bırakılıp (müşriklerin istediklerini) kabul etmelerinden sonra, kıyamete döndürülecekleri günde onlar için günahlarını bağışlayıp, onlara rahmetiyle muamele edecek Rahım olduğunu haber vermektedir. "O gün gelen herkes kendi nefsi için çabalayacak" mücadele edip, delil götürecek. Baba, kardeş, oğul, eşlerden hiçbiri başkasının adına mücadele etmeyecek. Herkese hayır ve şer türünden "yaptıklarının karşılığı eksiksiz olarak verilecek ve onlara asla zulmedilmeyecektir." Yani hayra verilmesi söz konusu olan sevap eksiltilmeyecek, kötülüğün cezası arttırılmayacak. Onlara hurma çekirdiğinin çukurcuğu kadar dahi zulmedilmeyecektir.

 

 

 

112. Allah şöyle bir kasabayı örnek olarak verir: O kasaba güven ve huzur içindeydi. Rızkı da kendisine her bir yandan bol bol geliyordu. Fakat o (kasaba halkı) Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük etti de Allah da ona (halkının) ısrarla işledikleri yüzünden açlık ve korku elbisesini tattırdı.

113. Andolsun ki onlara kendilerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Bu sebeple onlar zulmederlerken azap kendilerini yakalayıverdi.

 

Tefsiri:

 

Bu, Mekkeliler kastedilerek verilen bir misaldir. Mekke halkı, güven altında huzurlu bir halde ve istikrarlı yaşıyorken Mekke'nin etrafındakiler kapılıp, alınıyor idi. Mekke'ye giren kimse dahi güven altında olup bir şeyden korkmazdı. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Dediler ki: 'Seninle birlikte hidayete uyarsak hemen yerimizden çıkarılırız. ' Biz onları tarafımızdan bir rızık olmak üzere her şeyin mahsullerinin toplandığı güven dolu bir Harem'de yerleştirmedik mi?" (Kasas, 57) Ama Yüce Allah burada: "Rızkı da kendisine her bir yandan bol bol" kolaylıkla ve afiyetle "geliyordu" buyurmaktadır. "Fakat o (kasaba halkı) Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük etti." Allah'ın nimetlerini inkar ettiler. Bu nimetlerin en büyüğü ise Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in onlara peygamber olarak gönderilmesidir. Nitekim bir başka yerde Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: "Allah'ın nimetini küfür (ve nankörlük) ile değiştiren ve kendi kavimlerini helak yurduna; cehenneme sokanları görmez misin? Onlar oraya gireceklerdir. Orası ne kötü bir karargahtır." (İbrahim, 28-29) Bundan dolayı Yüce Allah onların önceki hallerini tam aksi halleriyle değiştirdi, bu sebeple: "Allah da ona (halkının) ısrarla işledikleri yüzünden açlık ve korku elbisesini tattırdı. " Yani onlara her şeyin mahsulleri toplanıp getirilirken rızkı her bir yerden oraya rahat ve kolay bir şekilde gelirken Allah oranın halkına açlığı tattırıp, elbisesini giydirdi. Bu ise Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e baş kaldırıp, ona muhalefet etmek dışında hiçbir şeyi kabul etmemeleri üzerine olmuştu. Allah Resulü de bundan ötürü onlara Yusuf (a.s) dönemindeki yedi kıtlık yılı gibi kıtlık yıllarıyla karşı karşıya kalmaları için beddua etmişti. Bunun üzerine onlar da sahip oldukları her şeyi yiyip bitiren kıtlık musibetine uğradılar. Hatta boğazladıkları develerin kanlarına tüylerini karıştırarak yemek zorunda kaldılar.

 

Yüce Allah'ın: "Korku (elbisesi)" buyruğuna gelince: Onların güvenli halleri Medine'ye hicret ettikten sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve ashabından korkma haline dönüştü. Çünkü onun etrafa gönderdiği seriyye ve orduların satvetinden korkuyorlardı. Sahip oldukları her bir şeyi sefalet ve yıkıma karşı harcamaya başladılar ve sonunda Allah, Resulü'ne Mekke'yi fethetmeyi nasip etti. Bunun sebebi ise, onların Allah'ın aralarında kendilerinden peygamber olarak gönderdiği Resulü'ne karşı başkaldırmaları ve onu yalanlamaları idi. Oysa şu buyruklarıyla onu kendilerine peygamber göndermek suretiyle onlara olan lütfunu hatırlatmaktadır: "Andolsun ki Allah mü'minlere kendilerinden bir peygamber göndermekle büyük bir lütuf ta bulunmuştur." (Al-i İmran, 164); "Ey iman etmiş akıl sahipleri -o halde- Allah'tan korkun. Gerçek şu ki Allah size bir zikir (Kur’an) indi rm iştir. Bir peygamber (göndermiştir)." (Talak, 10-11); "Nitekim aranızda içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size kitabı ve hikmeti öğreten, bilmediğiniz şeyi size bildiren sizden bir peygamber gönderdi. Öyle ise beni anın ki ben de sizi anayım ve bana şükredin, nankörlük etmeyin." (Bakara, 151-152)

 

Kafirlerin halleri tam tersine dönüp güvenli iken korkmaya başladıkları, rahat bir şekilde yaşarken açlığa mahkum oldukları gibi, Allah da mü'minlerin hallerini değiştirdi. Önceleri korkuyorlarken güvene kavuştular, önceleri fakirken onlara rızık ihsan etti. İnsanların amirleri, hakimleri, önderleri, efendileri ve imamları yaptı.

 

Bizim bu söylediklerimiz ve bunun Mekkeliler için verilmiş bir misal olduğu kanaatini Avfi, İbn Abbas'tan diye rivayet etmiş, Mücahid, Katade ve Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem de bu görüşü benimsemişlerdir. Malik de bunu Zühri'den diye nakletmiştir. Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun.

 

İbn Cerir dedi ki: ... Abdulkerim b. el-Haris el-Hadrami, Mişrah b.

Ha'an'ı şöyle derken dinlemiştir: Suleym b. Itr'i şöyle derken dinledim: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Hafsa lile birlikte hac'dan dönüyorduk. Osman (r.a.) da Medine'de (evi) muhasara altında idi. Hafsa onun için: Ne yaptı acaba, diye sorup duruyordu. Nihayet iki süvari gördü. Onlara soru sormak üzere birisini gönderdi. O suvariler: O, öldürüldü, dediler. Bu sefer Hafsa şöyle dedi: Nefsim elinde olana yemin ederim ki Allah'ın: "Allah şöyle bir kasabayı örnek olarak verir. O kasaba güven ve huzur içindeydi, rızkı da kendisine her bir yandan bol bol geliyordu, fakat o (kasaba halkı) Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük etti" buyruğuyla Allah'ın sözünü ettiği kasaba odur (Medine'dir).

 

Ebu Şureyh dedi ki: Bana Ubeydullah b. el-Muğıre de kendisine tahdis edenlerden naklen, şüphesiz ki o kasaba Medine' dir, dediğini de haber verdi.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

114 – 119. ayetler