|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
İsra Suresi 1 – 3.ayetler |
İsra ve Mirac:
Rahman ve Rahim
Allah'ın adıyla;
1. Kulunu geceleyin
Mescid-i Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren (Allah)
münezzehtir. Ona ayetlerimizden bazısını gösterelim diye. Şüphesiz ki O
işitendir, görendir.
Tefsiri:
Kendisinden başka hiçbir
ilah olmadığı için, kendisinden başka hiç kimsenin güç yetiremeyeceği, şeylere
kadir olduğundan Yüce Allah, kendi zatının şanını yüceltmekte ve tazim
etmektedir:
"Kulunu"
Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i "geceleyin" gecenin bir
kısmında Mekke mescidi olan "Mescid-i Haram'dan, çevresini" ekin ve
mahsullerle "mübarek kıldığımız" İlya'da bulunan Beytu'l-Makdis'teki
"Mescid-i Aksa'ya götüren" (her türlü eksiklikten)
"münezzehtir."
Beytu'l-Makdis, İbrahim
el-Halil (a.s)'dan itibaren bütün neb'ilerin ana kaynağıdır. Bundan ötürü bütün
nebiler orada onun için bir araya getirildi, onların yerlerinde, yurtlarında
hepsine imam oldu. Bu da onun en büyük imam ve öne geçirilmiş başkan olduğuna
delildir. Allah'ın salat ve selamları ona ve onların tümüne olsun.
"Ona" Muhammed
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e pek büyük "ayetlerimizden bazısını
gösterelim diye." Nitekim Yüce Allah bir başka yerde: "Andolsun,
büyük ayetlerimizden bazısını gördü" (Necm, 18) buyurmaktadır. Bu kabilden
sünnet-i seniyye'de ondan naklen varid olmuş hadisleri -Allah'ın salat ve
selamları üzerine olsun- birazdan zikredeceğiz.
"Şüphesiz ki o,
işitendir, görendir." Mü'minleriyle kafirleriyle, tasdik edenleriyle
yalanlarıyla bütün kullarının sözlerini işitir, onları görür. Dünyada ve
ahirette herkese hak ettiği neyse onu verir.
Enes b. Malik (radıyallilhu
anh)'ın Rivayeti ile isra Hakkında Varid Olmuş Hadisler:
[4134] İmam Ebu Abdullah
el-Buhar'i dedi ki: ... Enes b. Malik dedi ki:
Kabe'deki mescidden
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) İsra'ya götürüldüğü gece, ona vahiy
gelmeden önce üç kişi geldi. O sırada kendisi Mescid-i Haram'da uyuyordu. O üç
kişinin ilki: O kişi hangileridir, dedi. Ortancaları: O, onların en
hayırlılarıdır dedi, diğeri de: Haydi, onların en hayırlılarını alın, dedi. Bu
gece onları görmemişti. Nihayet sonraki gece ona geldiler ve kalbiyle (onları)
gördü. -Onun gözü uyur, kalbi uyumazdı, bütün nebiler de aynı şekilde gözleri
uyumakla birlikte kalpleri uyumaz.- Onunla konuşmadan onu taşıdılar ve Zemzem
kuyusunun yanına koydular. Aralarından Cebrail işi üstlenerek göğsüyle
boğazının arasını yardı. Nihayet göğsünden karnına kadar geldi, onu kendi
eliyle Zemzem suyu ile içini tertemiz edinceye kadar yıkadı. Sonra iman ve
hikmet ile doldurulmuş, altından büyükçe bir leğen
, getirildi. Onun
içindekilerle göğsünü ve boğazının damarlarını doldurdu sonra da kapattı.
Sonra onu alıp dünya
semasına çıkardı. Kapılarından birisini çaldı. Semadakiler: Kim o, dediler.
Cebrail, dedi. Seninle beraber kim var, dediler. Benimle beraber Muhammed
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) var, dedi. Ona nübüvvet verildi mi, dediler.
Cebrail, evet dedi. Melekler: Hoş safa geldi, merhaba dediler. Semadakiler onun
gelişine sevindiler. Ama semadakiler -Allah onlara bildirmedikçe- yerde
Allah'ın onunla neyi murad ettiğini bilmiyorlardı.
Dünya semasında Adem'i
buldu. Cebrail ona: Bu senin baban Adem' dir, ona selam ver, dedi. Ona selam
verdi, Adem de selamını alarak: Merhaba oğlum, hoş safa geldin, sen ne iyi
evlatsın dedi. Bir de baktı ki dünya semasında kesintisiz akan iki nehir var.
"Bu iki nehir ne oluyor ey Cebraiı" dedi. Cebrail: Bunlar Nil ve
Fırat nehirlerinin ana unsurlarıdır, dedi. Daha sonra onunla semada yoluna
devam etti. İnci ve zümrütten yapılmış bir köşkün kıyısında bulunduğu bir başka
nehir gördü. Elini vurduğunda onun en hoş kokulu bir misk olduğunu gördü.
"Bu nedir, ey Cebraiı" dedi. Cebrail: Bu, Rabbinin senin için
sakladığı Kevserdir, dedi.
Sonra ikinci semaya onu
çıkarttı. Melekler ona birincisinde söyledikleri şekilde, kim o, diye sordu.
Cebrail, diye cevap verdi. Seninle beraber kim var, dediler. Muhammed
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), dedi. Ona peygamberlik verildi mi, dediler.
Evet, dedi. Melekler: Merhaba ona, hoş safa geldi, dediler.
Sonra onu üçüncü semaya
çıkardı. Yine ona birinci ve ikinci semada dedikleri gibi dediler.
Sonra onu dördüncü
semaya çıkardı. Yine ona aynı şeyleri söylediler.
Arkasından onu beşinci
semaya çıkardı. Orada da ona aynı şeyleri söylediler. Sonra onu altıncı semaya
çıkardı. O semadakiler de ona aynı şeyi söylediler. Daha sonra onu yedinci
semaya çıkardı. Buradaki melekler de ona aynı şeyi söylediler.
Her bir semada
isimlerini ayrı ayrı verdiği nebiler vardı. Ben bunlar arasından ikinci semada
İdris, dördüncüsünde Harun, beşincisinde ismini bellemediğim bir diğer nebi,
altıncısında İbrahim, yedindisinde ise -Yüce Allah'ın kelamı ile üstün
kılındığından dolayı- Musa vardı. Musa (a.s): "Rabbim, kimsenin benden
daha yukarıya çıkartılmayacağını düşünmüştüm" dedi.
Sonra Cebrail onu Aziz
ve celil olan Allah'tan başkasının bilemeyeceği kadar yükseklere çıkardı.
Nihayet o Sidretu'I-Münteha'ya geldi. İzzetin rabbi cebbar olan Allah yaklaştı,
sonra sarktı. Nihayet ona bir yayın iki ucu kadar -ya da daha yakın- yaklaştı.
Allah ona vahiylerini bildirdi ve her bir gece ve gündüzde ümmetine elli vakit
namaz farzdır, diye vahyetti.
Sonra onu Musa'nın
yanına gelinceye kadar indirdi. Musa onu tuttu ve:
Ey Muhammed! Rabbin sana
ne emretti? dedi. Allah Rasulü: "Bir gün ve gecede bana elli vakit namaz
emrini verdi" dedi. Musa: Ümmetinin buna gücü yetmez. Git, Rabbinin hem
senin, hem onların yükümlülüklerini hafifletmesini dile, dedi. Nebi (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Cebrail'e onunla danışmak istercesine dönüp baktı. Cebrail
ona, dilersen öyle yap, dedi. Onu şanı yüce ve mukaddes olan Cebbarın huzuruna
yükseltti. O'nun huzurunda iken şöyle dedi: "Rabbim, yükümüzü hafiflet,
ümmetim buna güç yetiremez." Allah, on vakit namazı kaldırdı. Sonra
Musa'nın yanına döndü. Musa yine onu tuttu. Musa namazların sayısı beş vakit
namaza ininceye kadar onun Rabbine geri dönmesini söyleyip durdu. Daha sonra
namazlar beş vakite inince de onu tuttu ve: Ey Muhammed! Allah'a yemin ederim
ben kavmim olan İsrailOğulları ile bundan daha az olanını yerine getirmeleri
için uğraşıp durdum, ama onlar zaaf gösterdiler ve bunu terk ettiler. Senin ümmetin
ise bedenleri, kalpleri, vücutları, gözleri ve kulakları itibariyle daha
zayıftır. Haydi, dön de Rabbin yükümlülüğünü hafifletsin, dedi. Her bir
seferinde Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendisine görüşünü belirtsin diye
Cebrail’e dönüp bakıyor ve Cebrail buna karşı çıkmıyor, olumsuz görmüyordu.
Bundan dolayı beşinci defa onu çıkardı ve (Allah Rasulü) şöyle dedi:
"Rabbim, ümmetim cesetleri, kalpleri, kulakları, gözleri ve bedenleri
itibariyle zayıftır. Yükümüzü hafiflet. " Şanı yüce ve mübarek cebbar olan
Allah: "Ey Muhammed" buyurdu. Allah Rasulü: "Buyur, emrine
hazırım" dedi. Yüce Allah: "Benim nezdimde söylediğim söz değişikliğe
uğramaz. Ana kitapta sana farz kıldığım üzere her bir hasene on misli ile
karşılık görecektir. Bu sebeple bu namazlar ana kitapta ellidir, ama senin
üzerine beştir." buyurdu.
Allah Resulü, Musa'nın
yanına döndüğünde: Ne yaptın, dedi. (Allah Resulü şöyle dedi): "Yükümüzü
hafifletti, her bir iyiliğe on misli ile karşılık verme ihsanını bize
bağışladı." Musa şu cevabı verdi: Allah'a yemin olsun ki ben
İsrailoğullarıyla bundan daha azını yerine getirmeleri için uğraşıp durdum, ama
onu terk ettiler. Haydi, Rabbine dön de yine senin yükünü daha da hafifletsin.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şu cevabı verdi: "Ey Musa,
Allah'a yemin olsun ki aziz ve celil olan Rabbimin huzuruna defalarca gidip
geldiğimden ötürü utandım." O halde Allah'ın adıyla in, dedi.
(Enes) dedi ki: Sonunda
Allah Resulü, Mescid-i Haram'da uyandı. Buhari Sahih'inin Tevhid bölümünde bu
hadisi böylece zikretmiş ve ayrıca bunu Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
nitelikleri bahsinde İsmail b. Ebi Uveys'den, o kardeşi Ebu Bekr b.
Abdulhamid'den, o Süleyman b. Bilal'den diye rivayet etmiştir.
Müslim de bunu Harun b. Said'den,
o İbn Vehb'den, o Süleyman'dan:
"Buna ilaveler de
yaptı, eksiltmeler de yaptı. Takdim ve tehirde de bulundu" diye
eklemektedir. Durum Müslim'in (r.h) dediği gibidir. Çünkü (Buhari'nin
senedindeki raviler arasında yer alan) Şerik b. Abdullah b. Ebi Nemr bu hadisi
rivayetinde ızdıraba düşmüştür, hıfzı kötü olup, -Yüce Allah'ın izniyle diğer
hadislerde açıklaması geleceği üzere- bunu tam zaptedememiştir. İlim adamları
arasından bunu daha sonra meydana gelmiş bulunan (İsra ve Mirac' a) hazırlık
olmak üzere bir rüya olarak değerlendirenler de vardır. Doğrusunu en iyi bilen
Allah'tır.
Hafız Ebu Bekr
el-Beyhaki şöyle demiştir: "Şerik'in hadisinde onun aziz ve celil olan
Rabbini gördüğünü ileri sürenlerin kanaatlerine göre münferiden kaydettiği
fazlalıklar da vardır."
O bununla Şerik'in bu
rivayetinde yer alan: "Sonra izzetin Rabbi; Cebbar olan Allah yaklaşıp
sarktı ve bir yayın iki ucu kadar ya da ondan da daha da kısa bir mesafe
yaklaştı" sözlerini kastetmektedir. (Beyhaki devamla) dedi ki: "Aişe,
İbn Mes'ud ve Ebu Hureyre (r.a.)'ın bu ayetleri onun Cebrail'i görmesi şeklinde
yorumlamaları daha sahihtir."
Beyhaki'nin (r.h)
söylediği bu sözler bu meselede gerçeği ifade eder.
[4135] Çünkü Ebu Zerr:
Ey Allah'ın Rasulü! Rabbini gördün mü? diye sorunca, o: "O, nurdur, O'nu
nasıl görebilirdim" demiştir. Bir rivayette de: "Ben bir nur
gördüm" buyurmuştur.
Yüce Allah'ın:
"Sonra yaklaşıp sarktı" (Necm, 8) buyruğuna gelince:
Kastedilen ancak Cebrail
(a.s)'dır. Nitekim bu husus Buhari ve Müslim'de mü'minlerin annesi Aişe
(r.anha)'dan ve İbn Mes'ud'dan diye sabit olduğu gibi, bu Müslim'in Sahih'inde
de Ebu Hureyre'den -Allah hepsinden razı olsun- sabit olmuştur. Bu ayet-i
kerimenin bu şekilde tespit edilmesi hususunda ashab-ı kiram arasında onlara
muhalefet eden bir kimse olduğu bilinmemektedir.
[4136] İmam Ahmed dedi
ki: ... Enes b. Malik'ten rivayete göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Bana -eşekten yüksek, katırdan alçak, ön
ayaklarını gözünün gördüğü son noktaya koyan bir binek olan- Burak getirildi.
Ben de ona bindim. Beytu'l-Makdis'e gelinceye kadar bu Burak beni taşıdı.
Burağı, nebilerin -selam onlara- bineklerini bağladıkları halkaya ben de
bağladım, sonra içeri girip, içinde iki rekat namaz kılarak dışarı çıktım.
Cebrail bana birinin içinde şarap, birinin içinde süt bulunan iki kap getirdi.
Ben sütü tercih edince, Cebrail: Fıtrata isabet ettirdin, dedi."
(Allah Rasulü devamla)
şöyle buyurdu: "Sonra Cebrail beni dünya semasına çıkardı. Cebrail kapının
açılmasını istedi. Sen kimsin, denildi, Cebrail, dedi. Seninle beraber kim var,
denildi, Muhammed, dedi. Ona risalet verildi mi, diye soruldu, o evet ona
risalet verildi, dedi. Bize kapı açıldı. Adem'i gördüm, Adem bana hoş safa
geldin dedi ve bana hayırla dua etti.
Sonra ikinci semaya
çıktık. Cebrail kapının açılmasını istedi, sen kimsin diye soruldu, Cebrail,
dedi. Seninle beraber kim var, diye soruldu, Muhammed dedi. Ona risalet verildi
mi, diye soruldu. O: Ona risalet verildi, dedi. Bize kapı açılınca teyze
çocukları olan Yahya ve İsa'yı -ikisine de selam olsungördüm. Her ikisi de bana
hoş safa geldin deyip, hayırla dua etti.
Sonra üçüncü semaya
çıkarıldık. Cebrail kapının açılmasını istedi. Sen kimsin diye soruldu.
Cebrail'im dedi. Seninle beraber kim var, denildi, Muhammed dedi. Ona risalet
verildi mi diye soruldu, o evet, ona risalet verildi, dedi. Bize kapı açıldı.
Yusuf (a.s)'ı gördüm. Ona güzelliğin yarısının verildiğini gördüm. Beni, hoş
safa geldin diyerek karşıladı ve bana hayırla dua etti.
Sonra dördüncü semaya
çıkartıldık. Cebrail kapının açılmasını istedi, sen kimsin diye soruldu.
Cebrail'im dedi. Seninle beraber kim var, denildi, Muhammed dedi. Ona risalet
verildi mi, diye soruldu, o: Evet, ona risalet verildi, dedi. Kapı açıldı.
Orada İdris (a.s)'ı gördüm. O da, hoş safa geldin diyerek beni karşıladı ve
bana hayırla dua etti." -Sonra şöyle buyurdu: Yüce Allah: "Biz onu
yüksek bir yere kaldırdık" (Meryem, 57) buyurmaktadır.-
"Sonra beşinci
semaya çıkartıldık. Cebrail kapının açılmasını istedi. Sen kimsin diye soruldu,
Cebrail'im dedi. Seninle beraber kim var denildi, Muhammed dedi. Ona risalet
verildi mi, diye soruldu, Cebrail: Evet, ona risalet verildi, dedi. Bize kapı
açıldı. Harun'u gördüm. O da bana, hoş safa geldin dedi ve bana hayırla dua
etti.
Sonra altıncı semaya
çıkartıldım. Cebrail kapının açılmasını istedi. Kimsin denildi, Cebrail'im
dedi. Seninle beraber kim var, diye soruldu. Muhammed, dedi. Ona peygamberlik
verildi mi, diye soruldu. O, evet ona peygamberlik verildi, dedi ve bize kapı
açıldı. Musd (a.s)'ı gördüm. O da beni güzel karşıladı ve bana hayırla dua
etti.
Sonra yedinci semaya
çıkartıldık. Cebrail kapının açılmasını istedi. Sen kimsin diye soruldu.
Cebrail, dedi. Seninle beraber kim var denildi. Muhammed dedi. Ona peygamberlik
verildi mi, denildi. o, evet ona peygamberlik verildi, dedi. Bize kapı açıldı.
İbrahim (a.s)'ı gördüm. Beytu'l-Ma'mur'a dayanmış idi. Oraya bir günde
yetmişbin melek giriyor ve bir daha ona dönmüyorlardı.
Sonra ben
Sidretu'l-Münteha'ya kadar götürüldüm. Yapraklarının fillerin kulaklarını
andırdığını, meyvelerinin ise büyük testiler gibi olduklarını gördüm. Orayı
Allah'ın emri ile bürüyen, bürüyünce değişiverdi. O kadar güzel idi ki Allah'ın
yarattığı hiçbir kulonun güzelliğini anlatamaz. "
(Devamla) buyurdu ki:
"Allah bana vahyettiklerini vahyetti ve bana bir gün, bir gecede elli
vakit namazı farz kıldı. Ben de indim. Nihayet Musd'nın yanına geldiğimde:
Rabbim, ümmetine neyi farz kıldı, dedi. Ben: Bir gün bir gecede elli namaz,
dedim. Musa: Rabbine dön, hafifletmesini ondan dile. Çünkü senin ümmetin
bunları kaldıramaz. Ben (senden önce) İsrailoğullarını denedi m, onları tecrübe
ettim, dedi."
(Allah Resulü) buyurdu
ki: "Bunun üzerine Rabbimin yanına döndüm.
Rabbim, ümmetimin yükünü
hafiflet, dedim. O da üzerimden beş vakit yükümlülüğünü indirdi. Sonra Musa'nın
yanına döndüm, ne yaptın, dedi. Ben:
Üzerimden beş vakit
indirdi, dedim. O: Ümmetin bunun altından kalkamaz, Rabbine dön ve ondan
ümmetinin yükünü hafifletmesini dile, dedi."
(Allah Resulü) buyurdu
ki: "Rabbim ile Musa arasında gidip geldim ve her seferinde o üzerimden
beşer vakit beşer vakit indirdi. Nihayet Rabbim şöyle buyurdu: "Ey
Muhammed! Onlar bir gün ve bir gecede elli vakittir. Asılları değişmemiştir.
Her bir namaz karşılığında on (vakit kılmış gibi mükafatları) olacaktır. İşte
bunların hepsi elli namaz olur. Her kim bir iyilik yapmak istediği halde onu
yapmayacak olursa ona bir iyilik olarak yazılır. Eğer onu yaparsa on (iyilik)
olarak yazılır. Kim bir kötülük yapmak isteyip de onu yapmazsa hiçbir şey
yazılmaz. Eğer onu işlerse tek bir kötülük olarak yazılır. "
Yine indim ve nihayet
Musa'nın yanına vardığımda ona durumu haber verdim. O: Rabbine dön ve ümmetin
için hafifletmesini ondan dile. Çünkü senin ümmetinin buna gücü yetmez,
dedi." Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Rabbime defalarca
gidip geldim, artık utanıyorum" buyurdu.
Bunu Müslim'de Şeyban b.
Ferruh'dan, o Hammad b. Seleme'den bu şekilde rivayet etmiş olup, bu rivayet
(bundan önceki) Şerik'in rivayetinden daha sahihtir.
Beyhaki dedi ki:
"Bu hadisin anlatımında miracın Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in Mekke'den Beytu'I-Makdis'e götürüldüğü İsra gecesinde gerçekleşmiş
olduğuna delil bulunmaktadır."
Onun bu söylediği ise,
hakkında hiçbir şüphe ve tartışmanın söz konusu olmadığı gerçeğin ta
kendisidir.
[4137] İmam Ahmed dedi
ki: ... Enes'ten rivayete göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e İsra'ya
götürüldüğü gece, Burak, eğerleri ve dizginleri takılmış olduğu halde binsin
diye getirildi. Burak bir parça serkeşlik edince, Cebrail ona: Bu şekilde
hareket etmeye seni iten nedir? Allah'a yemin ederim ki şimdiye kadar Allah
için bundan daha değerli hiçbir kimse sana asla binmiş değildir, dedi. (Allah
Resulü) dedi ki: "Bunun üzerine Burak sırılsıklam terledi."
Bunu Tirmizi, İshak b.
Mansur'dan, o Abdurrezzak'tan rivayet etmiş olup: "Bu bizim ancak onun
rivayet ettiği bir hadis olarak bildiğimiz garip bir hadistir" demektedir.
[4138] Yine Ahmed dedi
ki: ... Enes dedi ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Ben aziz ve celil olan Rabbimin huzuruna (miraca) çıkartıldığım vakit,
bakırdan tırnakları olan ve o tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan
birtakım kimselerin yanından geçtim. Ey Cebrail, bunlar kimlerdir, dedim. O:
Bunlar insanların etlerini yiyen ve onların namus ve iffetlerini dillerine
dolayan kimselerdir, cevabını verdi. "
Bunu Ebu Davud, Safvan
b. Amr'ın böylece rivayet ettiği, ancak senedinde Enes'in bulunmadığı bir başka
yoldan naklettiği bir hadis olarak kaydetmektedir. Doğrusunu en iyi bilen
Allah'tır.
[4139] Yine (Ahmed) dedi
ki: Enes (r.a.) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu: "İsra'ya götürüldüğüm gece Musa (a.s)'ın yanından kabrinde ayakta
namaz kılarken geçtim. "
Bunu Müslim, Hammad b.
Seleme'nin, Süleyman b. Tarhan et-Teymı ve Sabit el-Bunani'den diye ikisinin de
Enes'ten rivayet ettikleri bir hadis olarak kaydetmiştir. Nesai dedi ki: Bu,
Süleyman, Sabit'ten, o Enes'ten diyenin rivayetine göre daha sahihtir.
[4140] Hafız Ebu Ya'la
el-MavsilI de Müsned'inde şöyle diyor: ... Enes dedi ki: Nebi (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in ashabından birisinin bana haber verdiğine göre Nebi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) İsra'ya götürüldüğü gece kabrinde ayakta namaz
kılmakta bulunan Musa (a.s)'ın yanından da geçti."
[4141] Yine Ebu Ya'la
dedi ki: ... "Enes'in rivayet ettiğine göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) İsra'ya götürüldüğü gece kabrinde namaz kılmakta bulunan Musa (a.s)'ın
yanından geçti. Enes dedi ki: Allah Rasulü'nün Burak'a bindirildiği ve bin'eği
-ya da: atı, dedi- bağladığı zikredildi. Ebu Bekir dedi ki: Onu bana anlatır
mısın, deyince, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"O, şunun ve şunun
gibidir" buyurdu. Bunun üzerine Ebu Bekir: Şahadet ederim ki sen şüphesiz
Allah'ın Rasulüsün, dedi. Ebu Bekir (r.a.) orayı (Beytu'l-Makdis'i) görmüştü.
[4142] Hafız Ebu Bekr
Ahmed b. Ömer el-Bezzar da Müsned'inde dedi ki: ... Enes b. Malik (r.a.) dedi
ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ben uyuyorken
Cebrail gelip omuzlarımın arasına vurdu. Kalktığımda iki kuş yuvasını andıran
bir ağaç buldum. O bu yuvalardan birisine oturdu, ben de diğerine oturdum. Ağaç
yükseldi ve iki ufuğu tamamen kapatıncaya kadar yukarı çıktıkça çıktı. Ben ise
gözlerimi evirip çeviriyordum. Semaya dokunmak isteseydim kesinlikle
dokunabilirdim. Cebrail'e dönüp baktığımda adeta yere yapışmış bir eşya gibi
idi. Onun Allah hakkındaki bilgisinin benden üstün olduğunu anladım. Önüme sema
kapılarından bir kapı açıldı. O en büyük nuru gördüm. Bir de hicabın önünde
inci ve yakut refrefini gördüm ve bana Allah'ın vahyedilmesini dilediği şeyler
vahyedildi. "
Sonra (Bezzar) dedi ki:
Biz bu hadisi Enes'ten başka rivayet eden kimse olduğunu bilmiyoruz. Ebu İmran
el-Cevni'den de el-Haris b. Ubeyd'den başka bunu rivayet eden kimse olduğunu
bilmiyoruz. Kendisi ise Basrahlardan meşhur bir adamdı.
Bu hadisi ayrıca Hafız
Beyhaki, Delail' de Ebu Bekr el-Kadi'den, o Ebu Cafer Muhammed b. Ali b.
Duhaym'den diye hadisi senediyle aynen böylece zikretti ve sonra dedi ki: Ondan
başkası bu hadisin sonlarında şöyle demektedir: "Ve benim önümde -ya da:
hicabın önünde, dedi- inci ve yakut refrefi serildi." Sonra da (Beyhaki:)
Bunu el-Haris b. Ubeyd böylece rivayet etmiştir, dedi.
[4143] Bunu Hammad b.
Seleme de Ebu İmran el-Cevni'den, o Muhammed b. Umeyr b. Utarid'den rivayet
ettiğine göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gurup ashabı ile birlikte
iken, Cebrail ona geldi. Sırtına hafifçe vurdu ve onu malum ağaca götürdü. O
ağaçta iki kuş yuvasını andıran bir şey vardı. Bunlardan birisine Allah Resulü,
diğerine de Cebrail oturdu. Biz ağacın üzerinde iken ağaç ufuğa ulaşıncaya
kadar büyüdü (yükseldi). Şayet elimi semaya uzatsaydım ona dokunabilirdim. Bir
ip sarkıtıldı ve nur indi. Cebrail yere yapışmış bir eşya imiş gibi baygın
düştü. Böylelikle onun haşyetinin benim haşyetimden (Allah korkusundan) daha
üstün olduğunu anladım. Bana, Hükümdar bir nebi mi, yoksa kul bir nebi olarak
mı cennete gitmek istersin? Ve cennette sen nereyi istersin? diye vahyedildi.
Cebrail yerde yatmış olduğu halde bana: Mütevazı ol(anı seç), diye işaret etti.
(Allah Resulü) buyurdu ki: "Ben de: Hayır, kul bir nebi olmak istiyorum,
dedim. "
Derim ki: Bu rivayet
sahih olsa dahi, İsra gecesinden bir başka gecede meydana gelmiş olması
gerekir. Çünkü burada Beytu'l-Makdis'ten ve semaya yükselmekten
bahsedilmemektedir. O halde burada bahsedilen olay, bizim söz konusu ettiğimiz
konudan başka bir olaydır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
[4144] Yine Bezzar dedi
ki: ... Enes (r.a.) dedi ki: Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) aziz ve
celil olan Rabbini gördü. Bu gariptir.
[4145] Ebu Cafer b.
Cerir dedi ki: .. , Enes b. Malik (r.a.) dedi ki: Cebrail (a.s) Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e Burak'ı getirince kuyruğunu oynatır gibi oldu.
Cebrail ona: Sakin ol ey Burak! Allah'a yemin ederim ki bunun gibi bir kimse
sana binmiş değildir, dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yolda
giderken yol kenarında yaşlı bir kadın gördü. "Bu nedir ey Cebrail?"
dedi. Cebrail: Yürü ya Muhammed, dedi.
(Enes) dedi ki: Allah'ın
yürümesini dilediği kadar yürüdü. Yolun kenarında bir şeyin onu çağırmakta
olduğunu, buraya gel ey Muhammed! dediğini gördü. Cebrail ona: Yürü ya
Muhammed, dedi. O da Allah'ın yürümesini dilediği kadar yürüdü.
Yaratılmışlardan bazı varlıklar karşısına çıkarak: Ey Evvel, es-selamu aleyk,
el-Ahir, es-selamu aleyk, ey Haşir es-selamu aleyk, dediler. Cebrail ona: Ey
Muhammed! Selam(ların)ı al, dedi. Allah Resulü de selamı aldı. İkinci defa
onunla karşılaşınca ona ilk defa. söylediklerinin aynısını söyledi. Sonra
üçüncü defa yine böyle oldu ve sonunda Beytu'l-Makdis’e kadar vardı. Ona su,
şarap ve süt takdim edildi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sütü aldı.
Cebrail ona: Fıtrata isabet ettirdin, eğer suyu içseydin sen de suda
boğulurdun, ümmetin de suda boğulurdu. Şayet şarabı içmiş olsaydın, sen de
baştan çıkardın, ümmetin de baştan çıkar azardı, dedi.
Daha sonra ona Adem ve
ondan sonraki diğer nebiler -selam onlara- diriltildi. Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) O gece onlara imam oldu. Daha sonra Cebrail (a.s) ona şu
açıklamayı yaptı: Yolun kenarında gördüğün yaşlı kadın var ya, dünyadan geriye
kalan ancak o yaşlı kadının ömründen geri kalan kadardır. Yolun kenarında
kendisine doğru gitmeni isteyen kişi ise Allah'ın düşmanı İblisti. Kendisine
doğru gitmeni istemişti. Sana selam verenler ise İbrahim, Musa ve İsa'dır
-hepsine selam olsun-. Bunu Hafız Beyhaki, Delailu'n-Nübüvve'de, İbn Vehb'in
rivayet ettiği bir hadis olarak böylece rivayet etmiştir. Bazı lafızları münker
ve gariptir.
[4146] Enes b. Malik
(r.a.)'tan gelen ve oldukça garip ve münker olan Nesai'nin Sünen'inde yer
almakla birlikte es-Sünenu'l-Kebir adlı eserinde görmediğim bir diğer rivayet
yolu şöyledir: Bize Enes b. Malik'in tahdis ettiğine göre Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Eşekten yüksek, katırdan
alçak, adımını gözünün gördüğü son yere kadar atabilen bir binek bana
getirildi. Beraberimde Cebrail (a.s) ile bindim ve yola koyuldum. Bana: İn ve
namaz kıl, dedi. Ben de namaz kıldım. Nerede namaz kıldığını biliyor musun,
dedi. Sen Taybe'de namaz kıldın ve oraya hicret edeceksiniz, dedi. Sonra, yine
in ve namaz kıl, dedi. Ben de namaz kıldıktan sonra, nerede namaz kıldığını
biliyor musun? Sen Allah'ın Musa ile konuştuğu Tur-u Sına'da namaz kıldın,
dedi. Sonra: İn ve namaz kıl, dedi. Ben de namaz kıldım. Nerede namaz kıldığını
biliyor musun? İsa (a.s)'ın doğduğu yer olan Beyt Lahm'de namaz kıldın, dedi.
Sonra Beytu'I-Makdis'e girdim. Bütün neMeri -selam onlara- benim için topladı.
Cebrail beni öne geçirdi ve ben de onlara imam oldum.
Sonra beni dünya
semasına yükseltti. Orada Adem (a.s) vardı. Sonra beni ikinci semaya çıkardı.
Orada teyze çocukları İsa ile Yahya -ikisine de selam olsun- vardı. Sonra beni
üçüncü semaya çıkardı. Orada Yusuf (a.s) vardı. Daha sonra beni dördüncü semaya
çıkardı, orada Harun (a.s)'ı gördüm. Arkasından beni beşinci semaya çıkardı,
orada da İdris (a.s)'ı gördüm. Daha sonra beni altıncı semaya çıkardı, altıncı
semada Musa (a.s)'ı gördüm. Sonra beni yedinci semaya çıkardı, orada da İbrahim
(a.s)'ı gördüm.
Sonra beni yedi semanın
yukarısına çıkardı ve Sıdretu'l-Münteha'ya geldim. Her yanımı bir sis kapladı,
derhal secdeye kapandım. Bana şöyle denildi: Şüphesiz ki ben gökleri ve yeri
yarattığım gün sana ve ümmetine elli vakit namaz farz kıldım. Sen ve ümmetin
onları dosdoğru kılınız. Ben bu farz namazlar ile döndüm.
Musa (a.s)'a uğrayınca,
o: Rabbin ümmetine neyifarz kıldı, dedi. Ben elli vakit namaz, dedim. O:
Şüphesiz ki bunları sen de, ümmetin de tam anlamıyla yerine getiremezsiniz.
Rabbine dön de ondan hafifletmesini dile, dedi.
Ben de Rabbime döndüm,
on vakit namazı azaltarak hafifletti. Sonra Musa'nın yanına geldim. Bana
(tekrar Rabbime) dönmeyi emretti. Ben de döndüm. On vakit daha indirerek yükümü
hafifletti sonra beş vakit namaza indirildi. (Musa yine): Rabbine dön de ondan
(yükünüzü) hafifletmesini dile. Şüphesiz İsrailoğullarına iki vakit namaz farz
kılındı da onlar bu iki vakti dahi dosdoğru kılamadılar, dedi. Ben de aziz ve
celil olan Rabbimin yanına döndüm, ondan (yükümüzü) hafifletmesini diledim,
şöyle buyurdu: Ben gökleri ve yeri yarattığım gün sana ve ümmetine elli vakit
namazı farz kıldım. İşte beş vakit bu elli vakte bedelolacaktır. Bunları sen
de, ümmetin de dosdoğru eda ediniz. Böylelikle bunların Yüce Allah'ın kesin ve
değiştirilmez emri olduğunu anladım. Musa (a.s)'ın yanına döndüğümde, geri dön
dedi, ama ben bunlarılin Allah'ın kesin emri olduğunu bildiğim için geri dönmedim."
[4147] Bir başka rivayet
yolu: ... Enes b. Malik (r.a.) dedi ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in Beytu'l-Makdis'e geceleyin yürütüldüğü gece (İsra gecesin) de
Cebrail eşekten yüksek, katırdan alçak bir binek ile yanına geldi. Cebrail
(a.s) 'onu o bineğe bindirdi. Ayağını gözünün değdiği en uzak yere atıyordu.
Beytu'l-Makdis’e gelip Babu Muhammed denilen yere varınca oradaki taşın yanına
gitti. Cebrail parmağıyla o taşa dokundu. Taşı deldikten sonra bineği ona
bağladı, sonra yukarı çıktı. Mescidin düz, geniş alanına geldiklerinde Cebrail:
Ey Muhammed! Rabbinden sana hur-u ıyn'i göstermesini diledin mi, dedi. Allah
Rasulü "Evet" deyince, Cebrail: O halde şu kadınların yanına git,
onlara selam ver, dedi. Kadınlar da kayanın sol tarafında oturuyorlardı. (Allah
Rasulü) şöyle buyurdu: "Yanlarına gidip onlara selam verdim, selamımı
aldılar. Siz kimsiniz, dedim. Onlar: Biz temizlendikten sonra kendilerine kir
pas bulaşmayan, ikamet edip başka yere gitmeyecek olan, kendilerine ebedilik verilip
asla ölmeyecek olan, oldukça iyi kimselere ait güzel ve hayırlı kadınlarız,
dediler."
Allah Rasulü (devamla)
buyurdu ki: "Ben de ayrılıp gittim. Aradan ancak kısa bir zaman geçmişti
ki çok sayıda insanlar toplanıp bir araya geldi. Bir müezzin ezan okudu, namaz
için kamet getirildi. Saf olup, ayakta durup bize imam olacak kimseyi beklemeye
başladım. Cebrail elimden tutup, beni öne geçirdi, ben de onlara namaz
kıldırdım. Namazı bitirince Cebrail: Ey Muhammed! Arkanda namaz kılanların
kimler olduklarını biliyor musun, dedi. Ben, hayır dedim. Cebrail: Aziz ve
celil olan Allah'ın peygamberlik vermiş olduğu herbir nebi senin arkanda namaz
kıldı, dedi."
(Devamla) buyurdu ki:
"Sonra Cebrail elimden tuttu, beni semaya çıkardı. Kapının yanına gelince,
kapının açılmasını istedi. Kimsin sen, dediler. Ben Cebrail'im dedi. Seninle
beraber kim var diye sordular, Muhammed dedi. Peygamber olarak gönderildi mi,
dediler, evet dedi. Ona kapıyı açtılar ve sen de, seninle beraber olan da hoş
geldiniz, merhaba dediler. "
(Allah Rasulü) buyurdu
ki: "Onun ortasında, dimdik doğrulunca orada Adem'i gördük. Cebrail bana:
Ey Muhammed! Baban Adem'e selam vermeyecek misin, dedi. Ben, vereceğim elbette,
dedim. Yanına gidip ona selam verdim, o da selamımı alarak: Salih oğluma ve salih
nebi’ye merhaba, dedi. Sonra beni ikinci semaya çıkardı. Kapının açılmasını
istedi. Sen kimsin dediler, Cebrail'im dedi. Seninle beraber kim var diye
sordular, Muhammed, dedi. Ona peygamberlik verildi mi dediler, evet dedi, sonra
ona kapıyı açtılar ve sana da, seninle birlikte gelene de merhaba, dediler.
Orada İsa'yı ve onun teyzesinin oğlu Yahya'yı -ikisine de selam olsun- gördüm.
"
(Allah Resulü devamla)
buyurdu ki: "Sonra beni üçüncü semaya çıkardı.
Kapının açılmasını
istedi. Sen kimsin, dediler, Cebrail'im dedi. Seninle beraber kim var diye
sordular, Muhammed dedi. O peygamber olarak gönderildi mi, dediler, o evet dedi
ve kapıyı açarak, sana da, seninle beraber bulunana da merhaba, dediler. Orada
Yusuf (a.s) 'ı gördük. Sonra beni dördüncü semaya çıkardı. Kapının açılmasını
istedi, sen kimsin dediler, Cebrail'im dedi. Seninle beraber kim var dediler,
Muhammed dedi. O peygamber olarak gönderildi mi diye sordular, evet dedi.
Kapıyı açtılar ve sana da, seninle beraber bulunana da merhaba dediler. Orada
da İdris (a.s) 'ı gördüm."
(Allah Resulü devamla)
buyurdu ki: "Beni beşinci semaya çıkardı. Kapının açılmasını istedi. Sen
kimsin dediler, Cebrail'im dedi. Seninle beraber kim var diye sordular,
Muhammed dedi. O peygamber olarak gönderildi mi dediler, evet dedi. Kapıyı
açtılar ve sana da, seninle birlikte gelene de merhaba, dediler. Orada da Harun
(a.s) vardı. Sonra beni altıncı semaya çıkardı. Kapının açılmasını istedi, sen
kimsin dediler, Cebrail'im dedi. Seninle beraber kim var diye sordular,
Muhammed dedi. O peygamber olarak gönderildi mi, dediler, evet dedi. Kapıyı
açtılar ve sana da, seninle birlikte gelene de merhaba, dediler. Orada da Musa
(a.s) vardı. Sonra beni yedinci semaya çıkardı. Kapının açılmasını istedi.
Kimsin dediler, Cebrail dedi. Seninle beraber kim var diye sordular, Muhammed
dedi. O peygamber olarak gönderildi mi dediler, evet dedi. Sonra kapıyı açtılar
ve sana da, seninle birlikte olana da merhaba, dediler. Orada da İbrahim (a.s)
'ı gördüm. Cebrail: Ey Muhammed! Babana selam vermeyecek misin, dedi. Ben,
vereceğim deyip, gidip ona selam verdim. O da selamımı alarak: Salih oğluma ve
salih nebi’ye merhaba, dedi. Sonra beni yedinci semanın üstüne kadar götürdü.
Nihayet üzerinde yakut, inci ve zümrütten çadırların bulunduğu bir ırmağın
yanına kadar getirdi. O nehrin üzerinde yeşil kuşlar vardı. Gördüğüm en hoş,
yumuşak kuşlardı bunlar. Ey Cebrail bu kuş gerçekten yumuşaktır, dedim. O: Ey
Muhammed! Onu yiyecek olan ondan da yumuşaktır, dedi. Sonra: Ey Muhammed! Bu
hangi ırmaktır biliyor musun, dedi. Ben hayır dedim. O: Bu Allah'ın sana
verdiği Kevser'dir dedi. O ırmakta altın ve gümüş kapların olduğunu, yakut ve
zümrütten bir yatakta aktığını, suyunun sütten daha beyaz olduğunu gördüm.
Ondan altından bir kap aldım, o sudan içtim. Onun baldan daha tatlı, kokusunun
miskten çok daha hoş olduğunu gördüm. Sonra beni aldı ve o bilinen ağacın
yanına kadar gotürdü. Her türlü rengin barındığı bir bulut benim etrafımı
sardı. Cebrail beni itti, ben de aziz ve celil olan Allah için secdeye
kapanıverdim. Allah bana şöyle buyurdu: Ey Muhammed! Gökleri ve yeri yarattığım
gün sana ve senin ümmetine elli vakit namazı farz kıldım. Sen ve ümmetin bunu
dosdoğru yerine getiriniz. "
(Allah Rasulü devamla)
buyurdu ki: "Sonra bulut etrafımdan dağıldı, Cebrail elimden tuttu,
hızlıca geri döndüm. İbrahim'in yanına geldim, bana bir şey demedi. Sonra
Muso'nın yanına geldim. Ey Muhammed! Ne yaptın? dedi. Ben: Rabbim, bana ve
ümmetime elli vakit namaz farz kıldı, dedim. Muso senin de, ümmetinin de buna
gücü yetmez. Rabbinin yanına dön ve yükünü hafifletmesini ondan dile, dedi.
Hızlıca döndüm ve nihayet ağacın yanına geldiğimde yine etrafımı bulut sardı.
Cebrail (a.s) beni itti, ben de secdeye kapandım. Rabbim, sen bana ve benim
ümmetime elli vakit namaz farz kıldın. Buna benim de, ümmetimin de gücü asla
yetmez, yükümüzü hafiflet, dedim. Rabbim: Sizden on vakti kaldırdım,
buyurdu."
(Allah Rasulü devamla)
şöyle buyurdu: "Sonra bulut etrafımdan dağıldı, Cebrail (a.s) elimden tuttu,
hızlıca gittim. İbrahim'in yanına gittim, bana bir şey demedi. Sonra Muso
(a.s)'ın yanına vardım. Bana: Ey Muhammed! Ne yaptın? dedi. Ben: Aziz ve celil
olan Rabbim, üzerimden on vakit kaldırdı, dedim. Muso: Kırk vakit ha! Buna
senin de, ümmetinin de asla gücü yetmez. Rabbine dön ve ondan yükünü
hafifletmesini dile, dedi."
Hadisi bu şekilde beş
vakit namaza ininceye ve beş vakit elli vakte bedel olduğu bildirilinceye kadar
zikretti.
Sonra Musa (a.s) ona
yine geri dönerek hafifletmeyi dilemesini emretti. (Allah Rasulü) buyurdu ki:
"Ben: Artık Yüce Rabbimden hayo ediyorum, dedim."
(Enes) dedi ki: Sonra
indi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Cebraiı’e şöyle dedi: "Bana
ne oluyor ki hangi semada bulunanların yanından geçtiysem mutlaka beni güzel
karşılayıp, hoş geldin, diyorlar ve bana gülüyorlar, fakat bir kişi müstesno.
Ona selam verdim, selamımı aldı, beni hoş karşıladı ama bana gülmedi."
Cebrail: Ey Muhammed! O gülmeyen kişi cehennemin sorumlusu Malik'tir.
Yaratıldığından beri asla gülmemiştir. Şayet gülecek olsaydı hiç şüphesiz sana
gülerdi, dedi.
(Enes devamla) dedi ki:
Sonra dönmek üzere bineğe bindi. Yolun bir yerinde iken yiyecek yüklü Kureyş'e
ait bir kervanın yanından geçti. O kervanda biri siyah, biri beyaz olmak üzere
iki heybenin bulunduğu bir deve vardı. Allah Rasulü kervanın hizasına gelince,
develer ürktü ve başka tarafa döndü. O deve ise yere düşüp bir tarafı kırıldı.
Sonra Allah Rasulü yoluna devam etti. Sabah olunca olanları haber verdi.
Müşrikler onun söylediklerini duyunca, Ebu Bekir (r.a.)'ın yanına gittiler ve:
Ey Ebu Bekir, arkadaşın için ne diyeceksin? O, bu gece bir aylık mesafeye kadar
gidip, aynı gece geri döndüğünü haber veriyor, dediler. Ebu Bekir (r.a.): Eğer
o böyle bir şey demişse, doğru söylemiştir. Hem biz onu bundan daha da ileri
hususlar hakkında tasdik ediyoruz. Semadan aldığı haberler konusunda onun
doğruluğuna inanıyoruz, dedi.
Müşrikler Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e: Söylediklerinin (doğru olduğunun) alameti
nedir, dediler. Allah Rasulü: "Ben şu şu yerde iken Kureyş’e ait bir
kervanın yanından geçtim. Kervan bizden ürkerek başka tarafa yöneldi. Kervanda
üzerinde biri siyah, biri beyaz olmak üzere iki heybe bulunan bir deve vardı. O
deve yere düştü ve bir tarafı kırıldı. " dedi. Kervan Mekke'ye gelince
onlara durumu sordular. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kendilerine
anlattığı şekilde onlar da olanı haber verdiler. İşte bundan ötürü Ebu Bekir'e,
es-sıddık (çok tasdik eden, doğru) -Allah ondan razı olsun- adı verildi. Ayrıca
Allah Rasulü'ne: Seninle beraber hazır bulunanlar arasında Musa ve İsa da var
mıydı, diye sordular. Allah Rasulü "Evet" buyurdu. Peki, onların
niteliklerini bize anlat, dediler. Allah Rasulü şöyle buyurdu: "Anlatayım,
Musa Umanlıların Ezdlilerinden bir adamı andıran esmer bir kişidir. İsa ise
orta boylu, saçları düz, teninde hafif kırmızılık olan birisidir. Saçından
inciler dökülürcesine bir görünüşü vardır. " Bu oldukça hayret verici
gariplikleri bulunan bir anlatımdır.
[4148] Enes b. Malik'in,
Malik b. Sa'saa'dan rivayeti: İmam Ahmed dedi ki: ... Enes b. Malik (r.a.)'tan
rivayete göre Malik b. Sa'saa kendisine şunu anlattı: Allah'ın Nebisi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendilerine İsra'ya götürüldüğü geceyi anlatarak
şöyle buyurdu: "Ben Hatim'de -hadisi Enes'ten rivayet eden Katade, bazen
Hicr'de diye rivayet etmiştir- yatıyorken birisi bana geldi. Arkadaşına: Üç
kişi arasındaki en ortada olan, dedi. Yanıma geldi, şununla şunun
arasındakileri kesti" -Katade'yi: Yardı, derken dinledimKatade dedi ki: Yanımda
bulunan Carud: Boğazından kas ık tüylerinin bittiği yere kadar demek istiyor,
dedi. Yine ben onun, göğsündeki iman tahtasından, kasık tüylerinin bitim yerine
kadar dediğini dinledim.
(Allah Rasulü devamla)
buyurdu ki: "Kalbimi çıkardı. İçi iman ve hikmetle dolu altından büyük bir
leğen yanıma getirildi, kalbimi yıkadı, sonra içi dolduruldu sonra yerine
konuldu, sonra bana katırdan alçak, eşekten yüksek, beyaz renkli" -ravi
dedi ki: Carud: (Enes'e): O Burak mıdır ey Ebu Hamza, diye sordu (Enes) adımını
gördüğü en uzak yere atar, dedi.-
(Allah Rasulü devamla)
buyurdu ki: "Getirildi ve ben ona bindirildim.
Cebrail (a.s) beni alıp
dünya semasına kadar götürdü. Kapının açılmasını istedi, kim o denildi. Cebrail
dedi, seninle birlikte kim var, diye soruldu. Muhammed dedi. Ona risalet
verildi mi diye soruldu, evet dedi. Merhaba ona ve bu gelen ne iyidir, denildi.
Kapı açıldı, içeri girdiğimde orada Adem (a.s)'ı gördüm. Cebrail: Bu senin
baban Adem'dir, ona selam ver, dedi. Ben de ona selam verdim, selamımı aldıktan
sonra: Salih oğluma ve salih nebi’ye merhaba, dedi. Sonra Cebrail beni ikinci
semaya çıkardı. Kapının açılmasını istedi, kim o denildi. Cebrail dedi, seninle
beraber kim var diye soruldu. Muhammed dedi, ona risalet verildi mi denildi,
evet dedi. Merhaba ona, gelen kişi ne iyidir dediler. Kapı açıldı, içeri
girdiğimde Yahya ile İsa -ikisine de selam olsun- vardı. İkisi de teyze
çocuklandır. Cebrail: Bunlar Yahya ve İsa'dır, haydi onlara selam ver dedi. Ben
de onlara selam verdim, selamımı aldıktan sonra: Solih kardeşimize ve salih
nebimize merhaba, dediler. Sonra yine (Cebrail) yükseldi ve üçüncü semaya
gelerek kapının açılmasını istedi. Bu kim denildi, Cebrail dedi. Seninle
beraber kim var diye soruldu, Muhammed dedi. Ona risalet verildi mi diye soruldu,
evet dedi. Merhaba ona, bu gelen hoş safa geldi dediler. Kapı açıldı, içeri
girdiğimde Yusuf (a.s)'ı gördüm. Cebrail, bu Yusuf'tur dedi. Ben de ona selam
verdim, selamımı aldıktan sonra, salih kardeşe ve salih nebiye merhaba, dedi.
Sonra yükseldi, dördüncü semaya gelip kapının açılmasını istedi. Kim o dediler,
Cebrail dedi. Seninle beraber kim var diye soruldu, Muhammed dedi. Ona risalet
verildi mi diye soruldu, evet dedi. Merhaba ona, gelen hoş safa geldi, dediler.
Kapı açıldı, içeri girdiğimde İdris (a.s)'ı gördüm. (Cebrail bana) bu
İdris'tir, ona selam ver dedi. Ben de ona selam verdim, selamımı aldıktan sonra
salih kardeşe, salih nebiye merhaba, dedi."
(Allah Resulü devamla)
buyurdu: "Sonra yükseldi ve nihayet beşinci semaya geldiğinde kapının
açılmasını istedi. Kim o denildi, Cebrail dedi. Seninle beraber kim var
denildi, Muhammed dedi. Ona risalet verildi mi diye soruldu, evet dedi. Merhaba
ona, gelen hoş sefa geldi diye cevap verildi. Kapı açıldı, içeri girdiğimde
Harun (a.s)'ı gördüm. (Cebrail): Bu Harun'dur, hadi ona selam ver, dedi. Ben de
ona selam verdim, selamımı aldıktan sonra:
Solih kardeşe ve salih
nebiye merhaba, dedi. Sonra yükseldi ve nihayet altıncı semaya gelip kapının
açılmasını istedi. Kim o diye soruldu. Cebrail, dedi. Beraberinde kim var
denildi, Muhammed dedi. Ona risalet verildi mi diye soruldu, evet dedi. Merhaba
ona gelen hoş safa geldi diye cevap verildi ve kapı açıldı. İçeri girdiğim
vakit Musa (a.s)'ı gördüm. (Cebrail): Bu Musa'dır, haydi ona selam ver, dedi.
Ben de ona selam verdim, selamımı aldı, sonra salih kardeşe ve salih nebiye
merhaba dedi. Ben onun yanından ayrılıp gidince ağladı. Ağlamana sebep ne diye
soruldu, şöyle dedi: Şunun için ağlıyorum, benden sonra gönderilen bir gencin
ümmetinden cennete girecek olanlar, benim ümmetimden girecek olanlardan fazla
olacaktır. "
(Allah Resulü devamla)
buyurdu: "Sonra yükseldi ve nihayet yedinci semaya geldi, kapının
açılmasını istedi. Kim o denildi. Cebrail, dedi. Seninle beraber kim var? diye soruldu.
Muhammed, dedi. Ona risalet verildi mi diye soruldu, evet dedi. Merhaba ona, o
hoş safa geldi denildi. Kapı açıldı, içeri girdiğimde İbrahim (a.s)'ı gördüm.
(Cebrail) bu İbrahim (a.s)'dır, haydi ona selam ver dedi. Ben de ona selam
verdim, selamımı aldıktan sonra, salih oğluma ve salih nebiye merhaba, dedi.
(Allah Rasulü devamla) buyurdu ki: Sonra Sidretu'l-Münteha'ya kadar
yükseltildim. Ağacın meyvesinin hecer testilerini andırdığını, yapraklarının da
fillerin kulakları kadar olduğunu gördüm. Bu Sidretu'l-Münteha'dır dedi. (Allah
Resulü devamla) buyurdu ki:
Derken ikisi gizli,
ikisi açıkta akan dört nehir gördüm. Bu nedir ey Cebrail dedim. Şöyle dedi:
Gizli iki nehir cennetteki iki nehirdir, açıktaki iki nehir ise Nil ile
Fırat'tır. (Malik b. Sa'saa) dedi ki: Sonra el-Beytu'l-Ma'mur'a kadar yükseldi.
"
[4149] Katade dedi ki:
Bize Hasen de, Ebu Hureyre (r.a.)'tan tahdis etti, onun Nebi (-sav)'den
naklettiğine göre Allah Resulü Beytu'l-Ma'mur'u gördü. Her gün ona yetmiş bin
melek giriyor, bir daha tekrar oraya geri dönmüyorlardı. (Katade) sonra hadisin
Enes tarafından rivayetine dönüp dedi ki: "Sonra önüme, içinde şarap olan
bir kap, içinde süt bulunan bir diğer kap ve içinde bal bulunan bir başka kap
getirildi. Süt bulunan kabı aldım. (Cebrail): İşte bu fıtrattır, sen de,
ümmetin de fıtrat üzeresiniz, dedi. Sonra namaz günde elli vakit olmak üzere
farz kılındı. "
(Allah Resulü devamla)
buyurdu ki: "İndim. Musa (a.s)'ın yanına geldiğimde, Rabbin ümmetine neyi
farz kıldı, dedi. Ben, günde elli vakit namaz, dedim. O: Ümmetin elli vakit
namaz kılma gücünü bulamaz. Ben senden önce insanları denedim,
İsrailoğullarıyla en ileri ve ağır derecede uğraştım. Şimdi Rabbine dön ve
ondan ümmetinin yükünü hafifletmesini dile, dedi. Ben de döndüm, benden on vakti
kaldırdı. Arkasından Musa (a.s)'ın yanına döndüm (bu sefer) sana ne emir
verildi, dedi. Ben, her gün kırk vakit namaz dedim. O: Ümmetin her gün kırk
vakit namaz kılamaz, ben senden önce insanları sınadım. İsrailoğulları ile
oldukça ileri derecede uğraştım, haydi Rabbine dön de ondan ümmetinin yükünü
hafifletmesini dile, dedi. Ben de döndüm, üzerimden on vakit daha kaldırdı.
Arkasından Musa (a.s)'ın yanına geri döndüm. Sana ne emrolundu, dedi. Ben: Bana
otuz vakit namaz emredildi, deyince, o: Ümmetin her gün otuz vakit namaz
kılamaz. Ben insanları sınamıştım. İsrailoğullarıyla alabildiğine uğraşmıştım.
Haydi Rabbine dön de ondan ümmetinin yükünü hafifletmesini dile, dedi. Ben de
döndüm (Rabbim) benden on vakit daha kaldırdı. Musa'nın yanına döndüm. Sana ne
emrolundu, dedi. Ben her gün yirmi vakit namaz ile emrolundum deyince, o:
Senin ümmetin her gün
yirmi vakit namaz kzlamaz. Çünkü ben senden önce insanları sınadım,
İsrailoğulları ile olabildiği kadar uğraşıp durdum. Haydi Rabbine dön de ondan
ümmetinin yükünü hafifletmesini dile, dedi. Ben de döndüm, benden on vakit daha
kaldırdı. Musa (a.s)'ın yanına döndüğümde sana ne emir verildi, dedi. Ben her
gün on vakit namaz kılmakla emrolundum, dedim. O: Senin ümmetin her gün on
vakit namaz kılamaz. Çünkü ben senden önce insanları sınadım, israiloğullarıyla
olabildiği kadar çok uğraştım.
Haydi Rabbine dön de
ondan ümmetinin yükünü hafifletmesini dile, dedi. Ben de geri döndüm, her gün
beş vakit namaz kılmakla emrolundum. Musa (a.s) 'ın yanına dönünce, sana ne
emrolundu? dedi. Ben: Her gün beş vakit namaz kılmakla emrolundum, dedim. Musa:
Ümmetin her gün beş vakit namaz kılamaz. Ben senden önce insanları sınadım,
İsrailoğullarıyla olabildiği kadar uğraştım. Haydi Rabbine dön de ondan
ümmetihih yükünü hafifletmesini dile, dedi. Ben: Rabbimden isteyip durdum ve
nihayet (fazlasını istemekten) utanır hale geldim. Artık razı olup, teslimiyet.
göstereceğim, dedim. Böylelikle beş vakit namaz kesinleşmiş oldu. Yüce Allah:
Ben farz kıldığımı yerine getirdim, kullarımın yükünü de hafiflettim, diye
seslendi. " Buhari ve Müslim bunu Katade'nin rivayet ettiği bir hadis
olarak, buna yakın bir şekilde tahriç etmişlerdir.
[4150] Enes'in, Ebu
Zerr'den -Allah ikisinden de razı olsun- rivayeti: Buhari dedi ki: ... Enes b.
Malik (r.a.) dedi ki: Ebu Zerr Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şöyle buyurduğunu tahdis ederdi: "Ben Mekke'de iken evimin tavanı açıldı.
Cebrail indi, göğsümü açtı, sonra onu Zemzem suyu ile yıkadı. Sonra içi hikmet
ve iman ile dolu altından bir leğen getirdi ve onu göğsümün içerisine
boşalttıktan sonra göğsümü kapattı. Sonra elimden tutup, beni dünya semasına
çıkardı. Semaya geldiğimde Cebrail semanın bekçisine: Aç, dedi. Kim o dedi.
Cebrail dedi. Seninle beraber kimse var mı sordu. Evet, benimle birlikte
Muhammed var, dedi. Ona risalet verildi mi, dedi. Evet, dedi. Bekçi kapıyı
açınca biz dünya semasının üstüne çıktık. Oturan bir adam gördük. Sağ tarafında
bazı karaltılar, sol tarafında da başka karartılar vardı. Sağ tarafına baktığı
vakit gülüyor, sol tarafına bakınca ağlıyordu. Salih nebi’ye ve salih oğluma
merhaba, dedi. Cebrail'e: Bu kimdir dedim. Bu Adem'dir. Şu sağ tarafındaki ve
sol tarafındaki karaltılar ise onun soyundan gelen çocuklarının zürriyetlerinin
görüntüsüdür. Onlardan sağında bulunanlar cennetlikler, sol tarafında
bulunanlar ise cehennemliklerdir. Bundan ötürü sağına bakınca güler, sol
tarafına bakınca ağlar dedi. Sonra beni ikinci semaya çıkardı. Bekçisine: Aç,
dedi. Bekçisi ona birincisinin söylediklerinin aynısını söyledi sonra kapıyı açtı.
Enes dedi ki: Semalarda
Adem'i, İdris'i, Musa'yı, İsa'yı ve İbrahim'i gördüğünü zikretti. Ancak onların
konumlarının nasılolduğuna dair bir şey söylemedi. Şu kadar var ki o dünya
semasında Adem'i, altıncı semada da İbrahim'i gördüğünü zikretti.
Enes dedi ki:
"Cebrail, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte İdris'in
yanından geçtiğinde İdris, salih nebi’ye ve salih kardeşe merhaba dedi. Ben
(Allah Rasulü): Bu kimdir, dedim. Bu İdris'tir dedi sonra Musa'nın yanından
geçtim. O da, salih nebi’ye, salih kardeşe merhaba dedi. Bu kim dedim, Cebrail:
Bu Musa'dır, dedi. Sonra İsa'nın yanından geçtim, o da salih nebi’ye ve salih
kardeşe merhaba, dedi. Bu kim dedim, bu İsa'dır dedi. Daha sonra İbrahim 'in
yanından geçtim. Salih nebi’ye ve salih oğluma merhaba dedi. Bu kimdir dedim,
bu İbrahim'dir dedi."
Zühri dedi ki: Bana İbn
Hazm'ın haber verdiğine göre İbn Abbas ve Ebu Habbe el-Ensari şöyle derdi: Nebi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Sonra beni (meleklerin)
kalemlerinin cızırtısını duyacağım yüksekliğe çıkıncaya kadar yukarıya çıkardı.
"
İbn Hazm ve Enes b.
Malik dedi ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Allah ümmetime elli vakit namaz farz kıldı. Ben bu farzlar ile geri
döndüğümde Musa (a.s)'ın yanından geçtim. Allah ümmetine neyi farz kıldı dedi.
Ben elli vakit namaz farz kıldı dedim. O: Rabbine dön, senin ümmetinin buna
gücü yetmez dedi. Rabbime döndüm yarısını indirdi, Musa'ya döndüm; yarısını
indirdi, dedim, o: Rabbine dön, ümmetinin buna gücü yetmez, dedi. Döndüm bir
yarısını daha indirdi, Musa'ya geri geldiğimde; Rabbine dön senin ümmetinin
buna gücü yetmez, dedi. Yine Rabbimin yanına döndüm, O: O (kullarımın eda
edecekleri vakit sayısı) beştir, ama aslında (bu beş vakit) elli vakit (namaza
bedel)dir. Benim nezdimde söz değişikliğe uğratı Im az, buyurdu. Musa'nın
yanına döndüğümde Rabbinin yanına dön, dedi. Ben: Artık Rabbimden utanıyorum,
dedim. Sonra Cebrail beni alıp Sidretu'lMünteha'ya kadar götürdü. Onu neler
olduklarını idrak edemediğim renkler kapladı, sonra cennete girdirildim. Orada
inciden çadırlar gördüm, cennetin topraklarının misk olduğunu gördüm. "
Buhari'nin namaz
bölümündeki lafzı bu şekildedir. O bunu ayrıca İsrailoğulları, Hac ve Enbiyaya
dair hadisler bölümlerinde daha başka yollardan Yunus'tan böylece rivayet
etmiştir. Müslim de bunu Sahih'inde iman bölümünde Harmele'den, o İbn Vehb'den,
o Yunus'tan buna yakın lafızlarla rivayet etmiş bulunmaktadır.
[4151] İmam Ahmed dedi
ki: Abdullah b. Şakik dedi ki: Ebu Zerr'e: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i görmüş olsaydım mutlaka ona soracaktım, dedim. O: Ona neyi
soracaktın, dedi. Ben: Ona Rabbini gördü mü, diye soracaktım dedim. Ebu Zerr:
Bu soruyu ben ona sordum, o: "Ben O'nu bir nur olarak gördüm, O'nu nasıl
görebilirdim" buyurdu. Evet, İmam Ahmed'in rivayetinde bu şekildedir.
[4152] Bunu Müslim
Sahih'inde Ebu Bekr b. Ebi Şeybe'den diye rivayet etmiştir. Abdullah b. Şakik,
Ebu Zerr'den şöyle dediğini nakletli: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e:
Rabbini gördün mü? dedim. O: "(O) bir nurdur, O'nu nasıl görebilirim"
dedi.
[4153] Muhammed b.
Beşşar'dan nakledildiğine göre Abdullah b. Şakik dedi ki: Ebu Zerr'e:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i görseydim, kesinlikle ona soracaktım,
dedim. Ebu Zerr: Ona neyi soracaktın, dedi. Ben: Rabbini gördün mü, diye
soracaktım. Ebu Zerr: (Bunu) ona ben sordum. O: "Ben bir nur gördüm"
dedi.
[4154] Enes'in, Ubeyy b.
Ka'b el-Ensari (r.a.)'tan rivayeti: İmam Ahmed'in oğlu Abdullah dedi ki: ...
İbn Şihab dedi ki: Enes b. Malik dedi ki: Ubeyy b. Ka'b (r.a.) Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu tahdis ederdi: "Ben
Mekke'de iken evimin tavanı yarıldı. Cebrail inip göğsümü açtı, sonra onu
Zemzem suyu ile yıkadı. Sonra içi hikmet ve iman ile dolu altından bir leğen
getirdi. O iman ve hikmeti göğsüme boşalttıktan sonra kapattı. Arkasından
elimden tutarak beni semaya çıkardı. Dünya semasına gelince, kapının açılmasını
istedi. Kim o? dedi, Cebrail dedi. Seninle beraber kimse var mı? dedi, evet
benimle beraber Muhammed var dedi. Ona risalet verildi mi? dedi, evet aç, dedi.
Dünya semasına yükseldiğimiz vakit bir adam gördük. Sağ tarafında karaltılar,
sol tarafında karaltılar vardı. Sağına baktığı vakit gülüyor, sol tarafına
baktığı vakit ağlıyordu. Salih nebi’ye ve salih oğluma merhaba, dedi. Cebrail'e
bu kim dedim, bu Adem'dir. Sağ tarafındaki şu karaltzlat ile sol tarafındaki
karaltılar onun soyundan gelenlerdir. Sağ tarafındakiler cennetlik, sol
tarafındaki karaltılar ise cehennemlik olanlardır. Bundan dolayı sağ tarafına
bakınca güler, sol tarafına bakınca ağlar dedi. Sonra Cebrail beni alıp ikinci
semaya çıkardı. Semadaki bekçiye:
Aç, dedi. Bekçi ona
dünya semasının bekçisinin dediklerinin aynısını söyledi sonra kapıyı açtı.
"
Enes dedi ki: Allah
Rasulü semalarda Adem'i, İdris'i, Musa'yı, İsa'yı ve İbrahim'i gördüğünü
zikretti, ama ben onların konumlarını nasıl söz konusu ettiğini tam tespit
edemedim. Ancak o, Adem (a.s)'ı dünya semasında, İbrahim'i de altıncı semada
gördüğünü söyledi.
Enes dedi ki:
"Cebrail (a.s) Rasulullah ile birlikte İdris'in yanından geçince İdris:
Salih nebi’ye ve salih kardeşime merhaba, dedi. Ben (Allah Rasulü):
Bu kimdir ey Cebrail
diye sordum. Bu İdris'tir, dedi." (Allah Rasulü devamla) buyurdu ki:
"Sonra Musa'nın yanından geçtim. o, salih nebi’ye ve salih kardeşe merhaba
dedi. Bu kimdir dedim, bu Musa'dır dedi. Sonra İsa'nın yanından geçtim, o da,
salih nebi’ye, salih kardeşe merhaba, dedi. Bu kimdir dedim, o: Bu Meryem oğlu
İsa'dır, dedi. Sonra İbrahim'in yanından geçtim, o da, salih nebi’ye ve salih
oğluma merhaba dedi. Bu kimdir dedim, bu İbrahim'dir dedi. "
İbn Şihab dedi ki: Bana
İbn Hazm'ın da haber verdiğine göre İbn Abbas ve Ebu Habbe el-Ensarı şöyle
derlerdi: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sonra
ben (meleklerin) kalemlerinin cızırtılarını duyacağım bir seviyeye çıkıncaya
kadar yükseltildim. "
İbn Hazm ve Enes b.
Malik dedi ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Allah ümmetime elli vakit namazı farz kıldı. Ben bu farzlarla döndüğümde
Musa (a.s)'ın yanından geçtim, Musa: Rabbin ümmetine neyi farz kıldı, dedi.
Ben: Onlara elli vakit namazı farz kıldı, dedim. Musa bana:
Rabbine dön. Çünkü senin
ümmetinin buna gücü yetmez, dedi."
(Allah Rasulü) buyurdu
ki: "Rabbime döndüm, yarısını indirdi. Musa'ya dönüp geldim ve ona durumu
haber verince, Rabbine dön. Çünkü senin ümmetinin buna gücü yetmez, dedi. Yine
Rabbime döndüm, O: Onlar (farz olarak eda edilecek olanlar) beştir ama (asıl
itibariyle) elli vakittir. Benim nezdimde söz değişikliğe uğramaz,
buyurdu."
(Allah Rasulü devamla)
buyurdu ki: "Musa (a.s)'ın yanına döndüm, o Rabbine müracaat et, dedi.
Ben: Rabbimden utanıyorum artık, dedim."
(Allah Resulü devamla)
şöyle buyurdu: "Sonra benimle Sidretu'lMünteha'ya varıncaya kadar geldi.
Sidre'yi ne olduklarını bilemediğim renkler kapladı. Sonra cennete girdirildim,
orada altından çadırlar gördüm, toprağının misk olduğunu gördüm."
Bunu bu şekilde İmam
Ahmed'in oğlu Abdullah babasının Müsned'inde rivayet etmiş bulunmaktadır. Bu
hadis Kütüb-i Sirte'nin herhangi birisinde bulunmamaktadır, ama Buhari ve
Müslim'in Sahih'lerinde bunun Yunus yoluyla Zühri'den, o Enes'ten, o Ebu Zerr
(r.a.)'tan aynen buradaki anlatım ile geçtiğini daha önceden kaydetmiş bulunmaktayız.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
[4155] Bureyde b.
el-Husayb el-Eslemi'nin rivayeti: Hafız Ebu Bekr elBezzar dedi ki: ... Abdullah
b. Bureyde babasından şöyle dediğini nakletti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "İsra'ya götürüldüğüm gece Cebrail
Beytu'l-Makdis'teki kayanın yanına geldi. Parmağını kayanın içerisine koyup onu
deldi ve ona Burak'ı bağladı. "
Sonra Bezzar şunları
söylemektedir: Bu hadisi ez-Zubeyr b. Cunade'den, Ebu Numeyle dışında rivayet
eden kimse olduğunu bilmiyoruz. Biz bu hadisin Bureyde (r.a.)'tan başkasından
rivayet edildiğini de bilmiyoruz.
Bunu Tirmizi Sünen'inin
Tefsir bölümünde Yaklib b. İbrahim ed-Devraki'den böylece rivayet etmiş ve
gariptir, demiştir.
[4156] Cabir b.
Abdullah'ın -Allah ondan ve babasından da razı olsun- rivayeti: İmam Ahmed dedi
ki: ... Cabir b. Abdullah Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle
buyururken dinlediğini tahdis etti: "Geceleyin Beytu'l-Makdis'e
götürüldüğüm zaman (İsra) Kureyş beni yalanlayınca ben de Hicr'de kalkıp ayakta
durdum. Allah bana Beytu'l-Makdis'i gösterdi. Beytu'l-Makdis'in belli başlı
alametlerini -ben ona bakarak- kendilerine haber vermeye başladım. " Bunu
Buhari ve Müslim Sahih'lerinde Zühri'nin bu şekilde rivayet ettiği bir hadis
olarak kaydetmişlerdir.
[4157] Beyhaki dedi ki:
... Bize Kadı Ahmed b. Hasen haber verdi, İbn Şihab dedi ki: Said b.
el-Müseyyeb'i şöyle derken dinledim: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Beytu'l-Makdis’e vardığı vakit orada İbrahim, Musa ve İsa'yı gördü. Ona
birisinin içinde süt, diğerinin içinde şarap bulunan iki kase getirildi. Allah
Rasulü onlara baktı, sonra içinde süt bulunan kaseyi aldı. Cebrail (a.s):
Fıtrata iletildin, eğer şarabı almış olsaydın ümmetin azardı, dedi.
Sonra Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Mekke'ye dönüp geceleyin İsra'ya götürüldüğünü haber verdi.
Önceden onunla birlikte namaz kılmış bulunan pek çok kimse fitneye maruz kaldı
(dinden döndü).
İbn Şihab dedi ki: Ebu
Seleme b. Abdurrahman dedi ki: Kureyş'ten birtakım insanlar Ebu Bekir'in yanına
gitmek üzere hazırlandı ve (ona): Arkadaşın hakkında ne diyeceksin?
Beytu'l-Makdis'e gidip, sonra Mekke'ye aynı gece döndüğünü ileri sürüyor,
dediler. Ebu Bekir (r.a.): Gerçekten o böyle bir şey dedi mi, diye sordu. Onlar
evet dediler, Ebu Bekir: Eğer o böyle bir şey demişse and ederek onun doğru
söylediğine şahittik ederim, dedi. Onlar: Aynı gece içerisinde Şam bölgesine
gidip sonra sabah olmadan Mekke'ye geri döndüğü iddiasında onu tasdik mi
ediyorsun? dediler. Ebu Bekir, evet ben bundan daha ileri derecede
söylediklerini de tasdik ediyorum, semadan getirdiği haberlerini tasdik
ediyorum, dedi.
Ebu Seleme dedi ki: Bu
sebeple Ebu Bekir'e "es-sıddik" adı verildi.
Ebu Seleme dedi ki:
Cabir b. Abdullah (r.a.)'ı tahdis ederken dinledim: O Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinlemişti:
"Geceleyin
Beytu'l-Makdis'e götürüldüğüm zaman (İsra hususunda) Kureyş beni yalanlayınca
Hicrde ayakta durdum. Allah Beytu'l-Makdis'i önümde canlandırdı. Ben de ona
bakarak kendilerine Beytu'l-Makdis'in belli başlı alametlerini anlatmaya
koyuldum. "
[4158] Huzeyfe b.
el-Yeman (r.a.)'ın rivayeti: İmam Ahmed dedi ki: ... Zirr b. Hubeyş dedi ki:
Huzeyfe b. el-Yeman (r.a.)'ın yanına gittim. O sırada Muhammed (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'in İsra'ya götürüldüğü geceyi anlatıyor ve şöyle diyordu:
Beytu'l-Makdis’e kadar gitti -ama ikisi (Cebrail ile birlikte) içine
girmediler.- (Zirr) dedi ki: Ben: Hayır, Rasulullah o gece Bey tu' l-Makdis’e
girdi ve içinde namaz kıldı, dedim. Huzeyfe: Ey dazlak kafalı kişi adın ne
senin? Yüzünü tanıyor ama adını bilmiyorum, dedi. Ben Zirr b. Hubeyş'im, dedim.
O: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in O gece mescidin içinde namaz
kıldığını sana kim öğretti, dedi. Ben: Kur’an bana bunu haber veriyor, dedim.
O: Kur’an'a dayanarak konuşan galip gelir, oku, dedi. Ben de: "Kulunu
geceleyin Mescid-i Haram'dan, Mescid-i Aksa'ya götüren (her türlü eksiklikten)
münezzehtir" buyruğunu okudum. Huzeyfe şöyle dedi: Peki, ey dazlak kafalı
sen "mescidin içinde namaz kıldı" diye bir ifade bulabilir misin,
dedi. Ben, hayır deyince şu cevabı verdi: Allah'a yemin olsun ki o gece
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O mescidin içinde namaz kılmadı. Şayet
içinde namaz kılmış olsaydı, Beytu'l-Atik'te (Mescid-i Haram'da) üzerinize
namaz farz kılınırdı, onun da içinde namaz kılmak size farz olurdu. Allah'a
yemin olsun ki semanın kapıları kendilerine açılıncaya kadar Burak'tan
inmediler. Orada cenneti, cehennemi ve ahirette vaad edilenlerin tamamını
gördüler. Sonra da ilk başladıkları yere geri döndüler. (Zirr) dedi ki: Sonra
ben onun azı dişlerini görünceye kadar güldü. (Devamla) dedi ki: Üstelik onun
kendisinden kaçmasın diye Burak'ı bağladığını da anlatıyorlar. Halbuki o
Burak'ı ona gizliyi ve açığı bilen musahhar kılmış (emrine vermiş)tır. Ben: Ey
Ebu Abdullah! Burak nasıl bir binektir, dedim. O: Şöyle uzun, beyaz bir
binektir. Gözünün ulaştığı yere adımını atar, dedi. Bunu
Ebu Davud et-Tayalisi de
Hammad b. Seleme'den, o Asım'dan böylece rivayet etmiştir. Tirmizi ve Tefsir'de
Nesai de bunu Asım b. Ebi'n-Necud'dan böylece rivayet etmişler, Tirmizi hasen,
sahihtir demiştir.
Huzeyfe'nin bu söylediği
bir nefydir. Ancak ondan başkasının Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
Burağı halkaya bağladığını ve Beytu'l-Makdis'te namaz kıldığını söylemeleri
-hem geçmiş rivayetlerde, hem de gelecek rivayetlerde görüldüğü gibi- onun
görüşüne göre önceliklidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
[4159] Ebu Said Sad b.
Malik b. Sinan el-Hud ri (r.a.)'ın rivayeti: Hafız Ebu Bekr el-Beyhaki,
Delailu'n-Nubuvve adlı eserinde şöyle diyor: Ebu Said el-Hudri (r.a.)'ın Nebi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettiğine göre ashabı kendisine: Ey
Allah'ın Rasulü! Bize İsra'ya götürüldüğün geceye dair haber ver, dediler.
Allah Rasulü şöyle buyurdu: ''Aziz ve Celil olan Allah: "Kulunu geceleyin
Mescid-i Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren
(Allah) münezzehtir. Ona ayetlerimizden bazısını gösterelim diye. Şüphesiz ki o
işitendir, görendir" buyurmaktadır." (Ebu Said) dedi ki: (Allah
Rasulü) de onlara haber verip şöyle buyurdu:
"Bir gece ben
Mescid-i Haram'da uyurken birisi gelip beni uyandırdı.
Ben de uyandım, ama
hiçbir şey görmedim. Derken bir hayal görür gibi oldum. Gözümle onu takip ettim
ve nihayet Mescid-i Haram'ın dışına çıktığımda bir binek ile karşılaştım. O
binek sizin binekleriniz arasında en çok şu katırlarınızı andırır. Kulakları
sallanan bir binektir, ona Burak denilir. Benden önce de nebiler -selam onlara-
Burak'a binerlerdi. O toynağını gözünün uzandığı en uzak yere koyar. Burağa
bindim. Ben onun sırtında yol alırken sağ tarafımdan birisi bana seslenerek: Ey
Muhammed! Beni bekle, sana bir şey soracağım. Ey Muhammed! Beni bekle, sana bir
şey soracağım, dedi. Ancak ben ona ne cevap verdim, ne de yanında durdum. Burak
üzerinde yürümeye devam ederken bu sefer sol tarafımdan birisi bana seslenerek:
Ey Muhammed! Beni bekle
sana bir soru soracağım, dedi. Ben ona ne cevap verdim, ne de yanında durdum.
Yine yoluma devam ederken kollarını açmış ve üzerinde Allah'ın yaratmış olduğu
her türlü süs eşyası bulunan bir kadın ile karşılaştım. Ey Muhammed! Beni
bekle, sana soru soracağım, dedi. Ancak ben ona dönüp bakmadım, onun yanında
durmadım. Sonunda Beytu'l-Makdis'e kadar geldim. Bineğimi nebilerin önceden
bineklerini bağladığı halkaya bağladım. Sonra Cebrail -a.s- bana iki kap
getirdi. Birisinde şarap, diğerinde süt vardı. Ben sütü içtim, şarabı bıraktım.
Cebrail: Fıtrata isabet ettirdin, eğer şarabı almış olsaydın ümmetin azmış
olacaktı, dedi. Ben Allahu ekber, Allahu ekber, dedim. Cebrail: Buraya gelince
ne gördün, dedi. Ben ona şu cevabı verdim: Yolumda gidiyorken sağ tarafımdan
birisi bana:
Ey Muhammed! Beni bekle
sana soru soracağım, dedi. Bense ona karşılık da vermedim, yanında da durmadım.
Cebrail: O Yahudilerin (Yahudiliğe çağıran) davetçisidir. Eğer onun isteğine
cevap vermiş olsaydın -yahut yanında dursaydın- senin ümmetin Yahudileşecekti,
dedi. (Allah Rasulü devamla Cebrail'e) dedi ki: Yine yolumda gidiyorken sol
tarafımdan birisi beni çağırdı. Ey Muhammed! Beni bekle, sana soru soracağım,
dedi. Ona da dönüp bakmadım ve yanında durmadım. Cebrail: O ise Hristiyanların
(Hristiyanlığa) davetçisidir. Eğer ona cevap vermiş olsaydın şüphesiz ümmetin de
Hristiyanlaşacaktı, dedi. (Allah Rasulü devamla) buyurdu ki: Yine ben yolumda
gidiyorken kollarını açmış ve üzerinde Yüce Allah'ın yaratmış olduğu her türlü
süs eşyasından takınmış bir kadın gördüm. Ey Muhammed! Beni bekle, sana
soracaklarım var, diyordu. Ama ben ona karşılık vermedim ve yanında da
durmadım. Cebrail: O dünya idi. Eğer ona karşılık vermiş yahut yanında durmuş
olsaydın, senin ümmetin dünyayı ahirete tercih edecekti, dedi."
(Allah Rasulü devamla)
buyurdu ki: "Sonra ben ve Cebrail Beytu'lMakdis'e girdik. Her birimiz iki
rekat namaz kıldık, sonra Ademoğullarının ruhlarının üzerinde yükseldiği miraç
bana getirildi. Yaratılmışlar miracdan daha güzelini görmüş değildir. Sen ölen
bir kimsenin gözünü semaya dikerek yükseğe baktığını görmedin mi? Onun gözü
miraca hayranlığından ötürü semaya doğru bakar. "
(Allah Rasulü devamla)
buyurdu ki: "Ben ve Cebrail yukarı Çıktık. İsmail denilen bir melek
gördüm. O dünya semasının sorumlusudur. Önünde de yetmiş bin melek vardır. Her
bir melek ile birlikte onun yüz bin melekten oluşan askerleri bulunmaktadır.
"
(Allah Rasulü) buyurdu
ki: ''Aziz ve Celil olan Allah: "Rabbinin ordularını ondan başkası
bilemez." (Müddessir, 31) buyurmaktadır."
(Allah Rasulü) buyurdu
ki: "Cebrail semanın kapısının açılmasını istedi. Kim o? diye soruldu,
Cebrail dedi. Seninle beraber kim var? denildi, Muhammed dedi. Ona peygamberlik
verildi mi? diye soruldu, evet dedi. Orada Adem'i Yüce Allah'ıh onu kendi
sureti üzere yarattığı haliyle gördüm. Hiçbir şeyi değişmemişti. Onun soyundan
gelen mü'minlerin ruhlarının ona arz edildiğini gördüm. O vakit: Hoş bir ruh ve
hoş bir nefistir bu, haydi bunu illiyyine koyun, diyordu. Sonra ona soyundan
gelen günahkarların ruhları arz ediliyor, bu sefer: Bu kötü bir ruh ve kötü bir
nefistir, haydi bunu siccine koyun, diyordu. Ben: Ey Cebrail bu kimdir? dedim,
Cebrail: Bu senin baban Adem (a.s)'dır, dedi. Adem, bana selam verip, bana hoş
geldin, dedi. Salih oğluma merhaba, dedi. Daha sonra bir süre daha yoluma devam
ettim. Üzerinde kesilmiş et bulunan masalar gördüm. Kimse o ete yaklaşmıyordu.
Yine üzerinde kopmuş ve oldukça kötü kokan etlerin bulunduğu başka masalar
gördüm. Onların yanıbaşında o etten yiyen insanlar da vardı. Ey Cebrail, bunlar
kimdir? dedim. O, bunlar senin ümmetinden olup helali terk edip harama
gidenlerdir, dedi."
(Allah Rasulü devamla)
buyurdu ki: "Sonra bir süre daha devam ettim.
Karınları evler kadar
büyük kimseler gördüm. Onlardan birisi kalkmak istedi mi hemen yere düşer.
Allah'ım! Ne olur kıyamet kopmasın, der. (Ayrıca) dedi ki: Onlar Firavun
ailesinin su taşıyıcılarının yolu üzerinde idiler. Su taşıyıcılar geliyor ve
onları çiğniyordu. Onların Yüce Allah'a feryat ettiklerini duydum. Ey Cebrail,
bunlar kimlerdir? dedim. O şu cevabı verdi: Bunlar senin ümmetinden olup faiz yiyenler(dir).
''Ancak şeytanın çarpmaktan dolayı kendilerini saraya düşürdüğü kimse gibi
kabirlerinden kalkarlar. ", (Bakara, 275)
(Allah Rasulü devamla)
buyurdu ki: "Bir süre daha gittim. Bu sefer dudakları deve dudaklarını
andıran kimseler gördüm. Bunların ağızları açılıyor, ağızlarına o kor
ateşlerden atılıyor, sonra bu ateş onların altlarından dışarı çıkıyordu.
Onların da Yüce Allah’a feryat ettiklerini duydum. Ey Cebrail bunlar kimdir?
dedim. O şöyle dedi: Bunlar da senin ümmetindendir. 'Şüphe yok ki zulümle
yetimlerin mallarını yiyenler karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar
yakında alevli bir ateşe de gireceklerdir. ' (İsra, 10) Sonra biraz daha yol
aldım. Bu sefer memelerinden asılı kadınlar gördüm. Onların da Yüce Allah’a
feryat ettiklerini gördüm. Ey Cebrail, bu kadınlar kimdir? dedim. O: Bunlar
senin ümmetinden zina eden kadınlardır, dedi."
(Allah Resulü devahıla)
buyurdu ki: "Bir süre daha gittim. Bu sefer yanlarından etin kesildiği ve
ağızlarına verildiği kimseler gördüm. Bunların her birisine: (Dünyada iken)
kardeşinin etinden yediğin gibi ye, deniyordu. Ben:
Ey Cebrail, bunlar
kimdir? dedim. Cebrail: Bunlar senin ümmetinden (insanların aralarını bozmak
için) laf götürüp getiren ve (alay maksadıyla) kaş göz işareti yapan kimselerdir,
dedi."
(Allah Resulü) buyurdu
ki: "Sonra ikinci semaya çıktık. Orada aziz ve celil olan Allah'ın
yarattıklarının en güzeli bir adam ile karşılaştı k. Diğer insanlara göre
güzelliğinin üstünlüğü on dördündeki dolunayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibi
idi. Ey Cebrail, bu kimdir? dedim. O: Bu senin kardeşin Yusuf'tur, dedi.
Beraberinde kavminden
birtakım kimseler de vardı. Ona selam verdim, o da selamımı aldı. Sonra üçüncü
semaya çıktım. Yahya ve İsa'yı -ikisine de selam olsun- gördüm. Onlarla
birlikte kendi kavimlerinden kimseler vardı. Onlara da selam verdim, onlar da
selamımı aldılar. Daha sonra dördüncü semaya çıktım. İdris (a.s)'ı gördüm. Aziz
ve celil olan Allah onu yüksek bir mekana yükseltmişti. Ona selam verdim, o da
bana selam verdi. Sonra beşinci semaya çıktım. Orada Harun (a.s)'ı gördüm.
Sakalının yarısı beyaz, yarısı siyahtı. Sakalı neredeyse göbeğine değecek kadar
uzundu. Ey Cebrail bu kimdir? dedim. Cebrail: Bu, kavmi arasında sevilen
kişidir. Bu İmran oğlu Harun'dur, dedi. Onunla birlikte kavminden kimseler de
vardı. Ona da selam verdim, o da selamımı aldı. Sonra altıncı semaya çıktım.
Orada da İmran oğlu Musa (a.s)'ı gördüm. Esmer, saçı gür birisi idi. Üzerinde
iki kamis (gömlek) olsaydı bile saçları gömleğin dışına çıkardı. O şöyle diyordu:
İnsanlar benim Allah nezdinde bundan daha değerli olduğumu ileri sürüyorlar.
Aksine bu, Yüce Allah nezdinde benden daha değerlidir. "
(Allah Resulü) dedi ki:
"Ey Cebrail bu kimdir? dedim. Cebrail: Bu, senin kardeşin İmran oğlu
Musa'dır, dedi. Onunla birlikte de kavminden kimseler vardı. Ona selam verdim,
o da bana selam verdi. Sonra yedinci semaya çıktım. Orada babamız Halilurrahman
İbrahim (a.s)'ı sırtını Beytu'l-Ma'mur'a yaslanmış gördüm. Erkeklerin en güzeli
idi, sanki. Ben: Ey Cebrail, bu kimdir? dedim. Cebrail: Bu, senin baban
Halilurrahman İbrahim'dir, dedi. Onunla birlikte de kavminden kimseler vardı.
Ona selam verdim, o da bana selam verdi. Derken ümmetimi iki yarıya bölünmüş
gördüm. Onların bir kısmı üzerinde adeta kağıt gibi beyaz elbiseler vardı, bir
kısmı üzerinde de kül rengi elbiseler vardı. "
(Allah Rasulü) buyurdu
ki: "Ben Beytu'l-Ma'mur'a girdim. Benimle birlikte üzerlerinde beyaz
elbise bulunanlar da girdi, üzerlerinde kül rengi elbiseler bulunan diğerleri
ise perdelendi (içeriye alınmadı). Bununla birlikte onlar da hayır
üzeredirler.' Beraberimdekilerle birlikte Beytu'l-Ma'mur'da namaz kıldım sonra
yine beraberimdekilerle de dışan çıktım. "
(Allah Rasulü devamla)
buyurdu ki: "Beytu'l-Ma'mur'da her gün yetmiş bin melek namaz kılar ve
kıyamet gününe kadar bir daha oraya dönmezler. (Allah Rasulü) buyurdu ki: Sonra
Sidretu'l-Münteha'nın yanına itildim. Onun bir yaprağı hemen hemen bu ümmetin
tamamını örter. Onda Selsebil denilen bir pınarın aktığını gördüm. O pınardan
da iki nehir çıkıyordu. Bunların biri Kevserdir, diğerine de rahmet ırmağı
denilir. Onda yıkandım, sonra benim geçmiş ve gelecek bütün günahlarım bana
bağışlandı. Sonra cennete itildim. Bir cariye beni karşıladı. Sen kime aitsin
ey cariye? dedim. O: Ben Zeyd b. Harise'ye aidim dedi. Asla kokmayan sudan,
asla tadı değişmeyen sütten, içenlere lezzet veren şaraptan, süzülmüş baldan
ırmaklar gördüm. Cennetin narlarının büyüklükleri itibariyle büyük su kovalan
gibi olduğunu gördüm. Cennetteki kuşlar ise adeta sizin bu kocaman develeriniz
gibiydi. " Burada Allah Rasulü şöyle buyurdu: "Şüphesiz Yüce Allah
salih kullan için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir
insanın hatırından geçirmediği nimetler hazırlamıştır. "
Allah Rasulü devamla
şöyle buyurdu: "Sonra bana cehennem ateşi gösterildi. Allah'ın gazabının,
azannın ve intikamının orada olduğunu gördüm. Eğer o ateşe taş ve demir dahi
atılacak olsa, ateş onu yer bitirir. Sonra cehennem önümde kapatıldı. Sonra
Sidretu'l-Münteha'ya itildim. Beni (bir şeyler) bürüyüp, örttü. Benimle onun
arasında bir yayın iki ucu kadar ya da ondan daha yakın bir mesafe kalmıştı.
Her bir yaprağa meleklerden bir melek indi. (Allah Rasulü) dedi ki: Bana elli
vakit namaz farz kılındı. (Allah) buyurdu ki:
Sana her bir hasene
(iyilik) karşılığında on (misli mükafat) vardır, buyurdu. Eğer iyilik yapmak
isteyip de onu yapmayacak olursan senin için bir hasene olarak yazılır. Onu
yapacak olursan, sana on hasene olarak yazılır. Eğer bir kötülük yapmak isteyip
de onu işlemezsen senin aleyhine hiçbir şey yazılmaz. Şayet onu işlersen
aleyhine tek bir günah olarak yazılır. Sonra Musa (a.s)'ın yanına getirildim.
Rabbin sana ne emretti? dedi. Ben elli vakit namaz, dedim. O: Rabbine dön de
ondan ümmetinin yükünü hafifletmesini dile. Çünkü senin ümmetinin gücü buna
yetmez. Buna güçleri yetmediği takdirde ise küfre saparlar, dedi. Ben de aziz
ve celil olan Rabbime döndüm ve: Rabbim, ümmetimin yükünü hafiflet. Çünkü o
ümmetlerin en zayıfıdır, dedim. Benden
, on vakit kaldırarak
kırka indirdi. Böylece Musa ile aziz ve celil olan Rabbim arasında gidip
geldim. Musa'nın yanına geldiğim her seferinde bana önceki sözlerinin aynısını
söylüyordu. Nihayet son defa ona döndüğüm vakit bana:
Sana ne emrolundu? dedi.
Ben, on vakit namaz ile emrolundum, dedim. Aziz ve celil olan Rabbine dön ve
ondan ümmetinin yükünü hafifletmesini dile, dedi. Ben de Rabbime dönerek,
Rabbim ümmetimin yükünü hafiflet. Çünkü o ümmetlerin en zayıfıdır, dedim.
Benden beş vakit daha kaldırıp, onları beş vakite indirdi. Tam bu sırada bir
melek bana şöyle seslendi: Ben farizamı tamamladım, kullarımın yükünü
hafiflettim ve onlara her bir hasene karşılığında on mislini verdim. Sonra
Musa'nın yanına döndüm, sana ne emrolundu? dedi. Ben beş vakit namaz, dedim. O:
Rabbine dön, ondan yükünü hafifletmesini iste. Şüphesiz ki hiçbir şeyona ağır
gelmez. Sen ondan ümmetinin yükünü hafifletmesini dile, dedi. Ben de: Rabbime o
kadar çok gidip geldim ki artık ondan utanıyorum, dedim."
Sonra Allah Rasulü,
Mekke' de sabahı ederek onlara hayret veren şeyleri haber verdi: "Ben dün
Beytu'I-Makdis'e gittim ve ben semaya çıkarıldım, şunu gördüm, bunu
gördüm" dedi.
Ebu Cehl b. Hişam:
Muhammed'in söylediklerine hayret etmiyor musunuz? O dün gece Beytu'l-Makdis’e
gittiğini, sonra aramızda sabahı ettiğini iddia ediyor? Halbuki bizden bir
kimse (oraya gitmek isterse) bineği üzerinde bir ay gidiş, bir ay geliş olmak
üzere ancak gidip gelebilir. İşte (o) bir gecede iki aylık mesafeyi aldığını
söylüyor.
(Ebu Said) dedi ki:
Onlara Kureyş’e ait bir devenin durumunu da haber verdi. Ben gidişim de onu
filan ve filan yerde gördüm, ürktü, döndüğümde de onu Akabe'nin yakınında
gördüm. Ayrıca onlara her bir adamı ve ona ait devesinin şöyle şöyle olduğunu,
üzerindeki eşyanın şöyle şöyle olduğunu haber verdi.
Ebu Cehil: Bize birtakım
şeyleri haber veriyor, dedi. Müşriklerden bir adam: Ben insanlar arasında
Beytu'l-Makdis'i en iyi bilen kişiyim. Onun yapısı nasıldır, şekli nasıldır,
dağa ne kadar yakındır hepsini biliyorum. Eğer Muhammed doğru söylüyorsa ben de
size bunu bildireceğim. Şayet yalan söylüyorsa bunu da size bildireceğim, dedi.
O müşrik şahıs gelerek: Ey Muhammed! Ben insanlar arasında Beytu'l-Makdis'i en
iyi bilen kişiyim. Bana söyle, yapısı nasıldır, şeklihasıldır, dağa yakınlığı
ne kadardır? dedi.
(Ebu Said el-Hudri) dedi
ki: Beytu'l-Makdis bulunduğu yerden sökülüp Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in önüne getirildi. O da bizden birimizin kendi evine baktığı gibi ona
baktı. Yapısı şöyle şöyledir, şekli şöyle şöyledir, dağa yakınlığı şu kadardır,
dedi. Diğeri ise: Doğru söylüyorsun deyip, arkadaşlarının yanına dönerek
onlara: Muhammed doğru söylüyor dedi, -ya da buna yakın bir şeyler söyledi.-
Bunu İmam Ebu Cafer b.
Cerir bu uzunluğu ile Muhammed b. Abdulala'dan, o Muhammed b. Sevr'den, o
Ma'mer'den, o Ebu Harun elAbdi’den diye rivayet etmiştir. Ayrıca Hasen b.
Yahya'dan, o Abdurrezzak'dan, o Ma'mer'den, o Ebu Harun el-Abdi'den de böylece
rivayet etmiştir. Bunu aynı zamanda Muhammed, İbn İshak'tan da rivayet
etmiştir: Bana Ravh b. el-Kasım, Ebu Harun'dan tahdis etti deyip, bundan önceki
anlatıma yakın olarak hadisi zikretti.
İbn Ebi Hatim de bu
hadisi babasından, o Ahmed b. Abde'den, o Ebu Abdussamed Abdulaziz b.
Abdussanam'dan, o Ebu Harun el-Abdi'den, o Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan diye
bunu uzun ve oldukça güzel, başkasının anlattığından daha iyi bir şekilde
zikretti. Garip oluşuna ve rivayetteki münkerliklere rağmen böyle kaydetti.
Ayrıca bunu Beyhaki de
Nuh b. Kays el-Huddani, Huşeym ve Ma'mer'in, Ebu Harun el-Abdi'den rivayeti
olarak da zikretmiştir ki Ebu Harun'un adı Umare b. Cuveyn olup, imamlar
tarafından oldukça zayıf kabul edilmiştir. Bizim burada onun hadisini
kaydetmemizin sebebi, hem onda bulunan başka rivayetler lehine ve aynı zamanda
Beyhaki' nin de şu şekildeki rivayetinin lehine şahitler ihtiva etmiş
olmasıdır:
[4160] - ... Yezid b.
Ebi Hakim bize tahdis edip dedi ki: Rüyamda Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i gördüm. Ey Allah'ın Rasulü! Ümmetinden Süfyan es-Sevri denilen bir
adam var. Onda bir sakınca var mı? dedim. , Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Hayır, onda bir sakınca yok" dedi.
O bize Ebu Harun
el-Abdi’den tahdis etti. O Ebu Said el-Hudri'den, o senden İsra'ya götürüldüğün
gece hakkında: "Semada.:. gördüm" buyurdun, diyerek hadisi nakletti.
Bu hadisi ona sen mi naklettin? dedim. Allah Rasulü bana: "Evet"
deyince, ben de ona: Ey Allah'ın Rasulü! Ümmetinden bazı kimseler İsra
hadisesinde senden hayret verici şeyler tahdis etmektedirler, dedim. Allah
Rasulü bana: "Onlar kıssacıların hadisidir" buyurdu.
[4161] Şeddad b. Evs
(r.a.)'ın rivayeti: İmam Ebu İsmail Muhammed b. İsmail et-Tirmizi dedi ki: Bize
Şeddad b. Evs tahdis edip dedi ki: Ey Allah'ın Rasulü! İsra'ya nasıl
götürüldün? dedik. O şöyle buyurdu: ''Ashabıma gece vakti Mekke'de yatsı
namazını kıldırdım. Cebrail (a.s) bana beyaz bir binekle geldi. Bu binek
eşekten yüksek, katırdan alçaktı. Bana bin dedi. Ancak bana zorluk çıkardı.
Cibril onu kulağından tuttuktan sonra beni ona bindirdi. Binek de bizi gözünün
değdiği yerde ayaklarını koyarak götürüyordu. Nihayet hurmalıklı bir yere
vardık. Beni indirdi ve namaz kıl, dedi. Ben de namaz kıldım, sonra yine
bindik. Nerede namaz kıldığını biliyor musun? dedi. Ben: Allah en iyi bilendir,
dedim. Yesrib'de namaz kıldın, Taybe'de namaz kıldın, dedi. Yine binek bizi
hızlıca götürmeye koyuldu. Ayaklarını gözünün değdiği en uzak yere koyuyordu.
Sonra bir yere vardık, yine bana in dedi, indim sonra da namaz kıl, dedi, namaz
kıldım, sonra bindik. Nerede namaz kıldığını bildin mi, dedi. Ben, Allah en iyi
bilendir dedim. O Medyen'de namaz kıldın, sen Musa (a.s)'ın ağacının yanında
namaz kıldın. Sonra yine binek bizi alıp götürdü. Ayaklarını gözünün ulaştığı
yere koyarak koşuyordu. Sonra bir yere vardık, orada birtakım sarayları görmeye
başladık. İn dedi, indim, namaz kıl dedi, namaz kıldım, sonra bindi m. Nerede
namaz kıldığını biliyor musun, dedi. Ben, Allah en iyi bilendir dedim. O: Sen
Meryem oğlu İsa Mesih'in doğduğu yer olan Beyt Lahm'de namaz kıldın, dedi.
Sonra beni alıp, şehre sağ tarafındaki kapısından girdik. Mescidin kıblesine
varıp orada bineğini bağladı. Biz de mescide güneşin ve ayın (ışığının)
meylettiği bir kapıdan girdik, Allah'ın dilediği bir yerde mescidde namaz
kıldım. Bu sırada şimdiye kadar hiç susamadığım kadar susadım. Bana birinde
süt, diğerinde bal bulunan iki kap getirildi. Evet, her ikisi de bana
getirildi. Ben de ikisi arasında tercih yapamadım. Sonra Yüce Allah beni
doğruya iletti ve sütü alıp sonuna kadar içtim. Önümde kendisine ait bir yerde
yaslanmış yaşlı birisi vardı. Arkadaşın fıtrata uygun olanı aldı. Şüphesiz ona
hidayet olunacaktır, dedi. Sonra beni aldı, şehrin, içinde bulunduğu vadiye
kadar gittik. Tepeleri andıran yerlerin üzerinden cehennemi görmeye başladım.
(Şeddad) dedi ki: Ey Allah'ın Rasulü! Onu nasıl gördün (neye benzetirsin),
dedim. O: Oldukça sıcak bir su kaynağını andırıyordu, dedi. Sonra (Cebrail)
beni götürdü. Filan filan yerde Kureyş'e ait filan kişinin (yükünü) topladığı
bir devesini kaybetmiş, Kureyş’e ait bir kervanın yanından geçtik. Onlara selam
verdim. Onlardan biri: Bu Muhammed'in sesidir, dedi. Sonra da sabahtan önce
Mekke'de arkadaşlarımın yanına döndüm." Ebu Bekir (r.a.) bana gelerek: Ey
Allah'ın Rasulü! Bu gece neredeydin. Ben seni uyuduğun yerde aradım, dedi. (Allah
Rasulü): "Benim bu gece Beytu'l-Makdis'e gittiğimi (ve geldiğimi) bilmedin
mi?" buyurdu. Ebu Bekir: Ey Allah'ın Rasulü! O bir aylık uzaklıktadır, onu
bana anlat, dedi. (Allah Rasulü) şöyle buyurdu: ''Adeta onu görürcesine önümde
bir yol açıldı. Bana neye dair soru sorduysa mutlaka ben de ona cevap verdim.
"
Ebu Bekir (r.a.): Senin
Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet ederim, dedi. Müşrikler ise: Ebu Kebşe'nin
oğluna bir bakınız. O bu gece Beytu'lMakdis'e gittiğini ileri sürüyor, dediler.
(Şeddad b. Evs) dedi ki: Allah Rasulü (onlara cevap olarak) dedi ki: "Size
söylediklerimin (doğru olduğunun) delillerinden birisi de şudur: Ben filan
filan yerde size ait bir kervanın yanından geçtim. Onlar filan kişinin
topladığı (bulduğu) bir develerini de kaybetmişlerdi. Onların yollarına gelince
önce şu yerde sonra şu yerde konaklayacaklar ve şu gün yanımıza gelecekler.
Onların önünde, üzerinde siyah bir örtü bulunan ve yine siyah iki heybe bulunan
siyah bir deve gelecektir." Dediği gün gelince insanlar çıkıp yola bakmaya
başladılar. Nihayet günün yarısına yakın bir süre geçince Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in nitelediği o deve önlerinde bulunduğu halde
kervan geldi.
Bunu Buhari bu şekilde
iki yoldan, Ebu İsmail et-Tirmizi'den böylece rivayet ettikten sonra hadisin
tamamlanmasının akabinde şunları söylemektedir: "Bu sahih bir isnaddır.
Bunu başkası farklı hadisler halinde rivayet etmiştir. Bizler de bunlar
arasından hatırımıza gelenleri zikredeceğiz."
Sonra bu hadise bir
şahit olmak üzere İsra'ya dair çok sayıda hadis kaydetmektedir. Şeddad b.
Evs'den bu hadisi uzun uzadıya İmam Ebu Muhammed Abdurrahman b. Ebi Hatim de
Tefsir'inde babasından, o İshak b. İbrahim b. el-Ala ez-Zübeydi’den böylece
rivayet etmiştir. Şüphesiz ki bu hadis yani Şeddad b. Evs'ten rivayet edilen
hadis, Beyhaki'nin de zikrettiği gibi, bir kısmı sahih olan birtakım hususları
kapsadığı gibi, Beyt Lahm'de namaz kılması ve Ebu Bekir es-Sıddik (r.a.)'ın
Beytu'l-Makdis'in niteliklerine dair soru sorması ve benzeri nedenlerden dolayı
münker olan hususları da vardır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
[4162] Abdullah b. Abbas
(r.a.)'ın rivayeti: İmam Ahmed dedi ki: ... İbn Abbas (r.a.) bize tahdis edip
dedi ki: Allah'ın Nebisi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) İsra'ya götürüldüğü gece
cennete girdi. Cennetin bir tarafında bir ses duydu: "Ey Cebrail bu
ne?" dedi. Cebrail: Bu müezzin Bilal' dir, dedi. Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) de insanların yanına geri geldiğinde: "Bilal kurtuldu,
(cennette) ona ait şunları şunları gördüm" dedi.
(İbn Abbas) dedi ki:
Musa (a.s) onu karşıladı, ona merhaba dedi, ümmi nebiye merhaba dedi. Ayrıca
dedi ki: Musa esmer, uzun boylu, saçları kulakları hizasında ya da daha yukarda
düz saçlı birisi idi.
Allah Rasulü: "Bu
kim ey Cebrail?" dedi. Cebrail: Bu Musa'dır dedi. (İbn Abbas devamla) dedi
ki: Allah Rasulü devam etti. Saygın, heybetli, yaşlı bir zat onu karşıladı, ona
hoşgeldin dedi, ona selam verdi. Hepsi de ona selam veriyordu. Allah Rasulü:
"Bu kim ey Cebrail?" dedi. Cebrail: Bu baban İbrahim (a.s)'dır, dedi.
(İbn Abbas) dedi ki:
Allah Rasulü cehenneme de baktı. Orada leş yiyen kimseler görünce "Bunlar
kimdir ey Cebrail?" dedi. O: Bunlar insanların etlerini yiyen (onların
gıybetlerini yapıp çekiştiren) kimselerdir, dedi. Kırmızı tenli, oldukça morarmış
bir adam gördü "Bu kimdir ey Cebrail?" dedi. Bu (Salih'in) dişi
devesini kesendir, dedi.
Nebi (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) Mescid-i Aksa'ya gelince, kalkıp namaz kıldı. Etrafına bir baktı,
sonra bir daha baktı. Bütün nebilerin onunla birlikte namaz kıldıklarını gördü.
Namazını bitirince biri sağ tarafından, diğeri sol tarafından, birisinde süt,
diğerinde bal bulunan iki kase getirildi. Allah Rasulü sütü alıp ondan içti.
Kase elinde bulunan kişi: Fıtrata isabet ettirdin, dedi. Senedi sahih olmakla
birlikte bunu tahriç etmemişlerdir.
[4163] Bir başka rivayet
yolu: İmam Ahmed dedi ki: ... İbn Abbas (r.a.) dedi ki: Geceleyin Nebi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Beytu'lMakdis'e götürüldü. Sonra aynı gece geri
gelerek onlara (Kureyşlilere) gece gidişini, Beytu'l-Makdis'in belirgin
özelliklerini ve kervanlarının durumunu da anlattı. Birtakım kimseler: Biz
Muhammed'in söylediklerini tasdik etmiyoruz, diyerek kafirler olarak irtidad
ettiler. Allah, Ebu Cehil ile birlikte onların boyunlarının vurulmasını takdir
buyurdu. -Allah kahretsin onları- Ebu Cehil de -kahrolasıca- şöyle demişti:
Muhammed bizi Zakkum ağacı ile korkutuyor. Haydi hurma ve tereyağı getirin de
zıkkımlanalım.
Allah Rasulü Deccal'i de
uykuda gördüğü bir rüya halinde değil de dünya gözü ile gerçek suretinde gördü.
Aynı şekilde İsa'yı, Musa'yı ve İbrahim'i -selam onlara- de gördü. Nebi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e Deccal hakkında soru sorulunca şöyle buyurdu:
"Ben onu iri yarı, başının saçları çok ve dağınık, bulanık beyaz tenli
gördüm. Gözlerinden birisi parıldayan bir yıldız gibi duruyordu. Başındaki
saçları adeta bir ağacın dalları gibiydi. İsa'yı beyaz tenli, düz saçlı, keskin
bakışlı, hilkatinden göbeksiz, karnı küçük olduğunu gördüm. Musa (a.s)'ı da
saçı gür, hilkati itibariyle güçlü, esmer olduğunu gördüm. İbrahim (a.s)'a da
baktım, onun hangi tarafına baktıysam benim vücudumun aynı yeri ile aynen
benzediğini gördüm. Adeta o sizin bu arkadaşınızı andırıyordu. Cebrail: Malik'e
selam ver, dedi, ben de ona selam verdim. "
Bunu Nesai, Ebu Zeyd,
Sabit b. Yezid'in, Hilal b. Habbab'dan diye böylece rivayet ettiği bir hadis
olarak kaydetmektedir ve bu da sahih bir seneddir.
[4164] Bir başka rfvayet: Beyhaki dedi ki: ... İbn Abbas
(r.a.) dedi ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"İsra'ya götürüldüğüm gece Musa b. İmran'ın uzun boylu, saçı dalgalı bir
kişi olduğunu, adeta Şenuelilerden bir adamı andırdığını gördüm. Meryem oğlu
İsa'yı da hilkati itibariyle orta boylu, kırmızı ile beyaz tenli, saçları
düzgün birisi olarak gördüm." Allah Rasulü'ne cehennemin bekçisi Malik
gösterildiği gibi Deccal de gösterildi. Allah'ın bunları ona gösterdiğini
kanaatimce şu ayet-i kerimelerde de ifade etmiştir. Yüce Allah: "Sen ona
kavuşmaktan şüphe etme" (Secde, 23) diye buyurdu. Katade bu ayeti:
Allah'ın Nebisi Musa (a.s) ile karşılaştı, diye tefsir ederdi. "Ve biz onu
İsrailoğullarına hidayet kıldık." (Secde, 23) (Katade) dedi ki: Allah
Musa'yı İsrailOğulları için bir hidayet (önderi) kıldı.
Bunu Müslim Sahih'inde
Abd b. Humeyd'den, o Yunus b. Muhammed'den, o Şeyban'dan diye rivayet ettiği
gibi, Buhari ile birlikte de Şu'be, Katade'den diye muhtasar bir rivayet olarak
da zikretmişlerdir.
[4165] Başka bir
rivayet: Beyhaki dedi ki: ... İbn Abbas (r.a.) dedi ki: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İsra'ya götürüldüğüm gece yanımdan çok
hoş bir koku geçti. Ben: Bu koku nedir dedim, bana: Bu Firavun'un kızının
Maşitası (onun tarayıcısı) ve onun çocuklarıdır. Tarağını elinden düşürünce
bismillah demişti, Firavun'un kızı da babamı mı, kastediyorsun deyince,
tarayıcısı (Maşita) benim de, senin de Rabbin, babanın da Rabbi (olan Allah'ın
adı ile), dedi. Firavun'un kızı: Senin babamdan başka bir Rabbin mi var deyince,
Maşita: Evet, benim de Rabbim, senin de Rabbin, babanın da Rabbi Allah'tır,
dedi. Bunun üzerine Firavun onu çağırdı. Benden başka Rabbin var mı, dedi. O,
evet, benim de Rabbim, senin de Rabbin aziz ve celil olan Allah'tır, dedi.
Bunun üzerine Firavun bakırdan büyükçe bir kazanın kızdırılmasını emretti.
Sonra o tarayıcı kadının (Maşita) kazana atılmasını emretti. Kadın: Benim
senden bir dileğim var, dedi. Firavun nedir deyince, kadın benim ve
çocuklarımın kemiklerini aynı yerde bir araya getirmeni istiyorum, dedi.
Firavun, istediğini yapacağım. Çünkü senin bizim üzerimizde hakkın vardır,
dedi. Sonra Firavun'un verdiği emir üzerine çocukları birer birer (o
kızdırılmış kazana) atıldı. Nihayet aralarından süt emen birisine geldi. Çocuk:
Anacığım atıl, hiç tereddüt etme, biz hak üzereyiz, dedi. " (Allah Rasulü
ayrıca) şöyle buyurdu: "Evet, küçük oldukları halde dört kişi
(küçüklüklerinde) konuşmuşlardır: Bu çocuk, Yusuf'un şahidi, Cureyc'in adamı ve
Meryem oğlu İsa (a.s)" isnadında bir sakınca yoktur. Bununla birlikte bu
hadisi tahriç etmemişlerdir.
[4166] Bir başka
rivayet: İmam Ahmed dedi ki: ... İbn Abbas (r.a.) dedi ki: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İsra'ya götürüldüğüm gece
Mekke'de sabahı ettim. Benim durumuma herkes hayret etmiş ve insanların beni
yalanlayacaklarını anlamıştım." Bu sebeple Allah Rasulü herkesten ayrı bir
yerde üzüntülü bir halde otururken Allah'ın düşmanı Ebu Cehil -Allah kahretsin
onu- yanından geçti. Sonra gelip yanına oturdu. Alay edercesine ona: Bir şey mi
oldu, dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona "Evet" dedi.
Nedir o, deyince, Allah Rasulü: "Bu gece ben götürüldüm" dedi. Ebu
Cehil, nereye dedi. Allah Rasulü: "Beytu'l-Makdis'e" dedi. Ebu Cehil:
Sonra da bizim aramızda sabahı ettin öyle mi, dedi. Allah Rasulü
"evet" dedi.
(İbn Abbas) dedi ki:
Kendi kavmini yanına çağırdığı takdirde söylediklerini inkar edecek korkusu ile
onu yalanlamayı uygun görmediğinden şöyle sordu: Eğer senin kavmini yanına
çağıracak olursam ne dersin, bana anlattıklarının aynısını onlara da anlatır
mısın, dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "evet"
buyurdu. Bunun üzerine Ebu Cehl: Ey Ka'b b. Luey oğulları, haydi toplanın
gelin, dedi. Meclislerinde bulunanlar oturdukları yerden kalkıp geldiler ve
yanlarına oturdular.
Ebu Cehil: Haydi bana
anlattıklarını kavmine de anlat, dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Ben bu gece İsra'ya götürüldüm" dedi. Onlar: Nereye, dedi.
Allah Rasulü: "Beytu'l-Makdis'e" dedi. Onlar: Sonra da aramızda
sabahı ettin öyle mi, dediler. Allah Rasulü: "Evet" dedi.
(İbn Abbas) dedi ki:
Kimi alkışlamaya başladı, kimi bu kadar yalana hayret etmiş olduğu halde elini
başına koydu. Onu dinleyenler: Peki, mescidin niteliklerini bize anlatabilir
misin, dediler. Çünkü oradakiler arasında o şehre yolculuk yapmış ve mescidi
görmüş kimseler de vardı.
Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ben de onlara mescidin niteliklerini
anlatmaya başladım. Anlatıp durdu m, nihayet bazı niteliklerini birbirine
karıştırır gibi oldum. Bunun üzerine mescid ben ona bakıp durduğum halde
getirildi ve Akil'in -yahut lkal'in- evinin yakınına bırakıldı ve ben de ona
bakıp niteliklerini anlatmaya başladım. "
(Ravi) dedi ki: Bunlarla
birlikte benim iyice bellemediğim nitelikleri de saydı. -Ravilerden- Avf diyor
ki: (İbn Abbas) dedi ki: Oradakiler: Nitelikleri ele alacak olursak, Allah'a
yemin olsun ki bunları isabetli ve doğru söyledi, dediler. Bunu Nesai de Avf b.
Ebi Cemile'nin -ki o el-Arabi nispetlidirrivayet ettiği bir hadis olarak böylece
tahriç etmiştir. Ayrıca Beyhaki bunu Nadr b. Şumeyl ile Hevze'nin sika
imamlardan birisi olan ve İbn Ebi Cemile el-Arabi'nin kendisi olan Avf'tan
böylece rivayet etmiş bulunmaktadır.
[4167] Abdullah b.
Mes'ud (r.a.)'ın rivayeti: Hafız Ebu Bekr el-Beyhaki dedi ki: Abdullah b.
Mes'ud (r.a.) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) İsra'ya
götürüldüğü gece Sidretu'l-Münteha'ya kadar vardı. O Sidre altıncı semadadır.
Yukarıya (semaya) çıkartılan oradan alınsın diye en son oraya kadar götürülür.
Sidre'nin üstünden aşağıya indirilen de oraya getirilir ve sonra oradan alınır.
"Hani Sidre'yi bürüyen bürüyordu." (en-Necm,16) (İbn Mes'ud) dedi ki:
Onu altından kelebekler bürüdü. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e de
beş vakit namaz ve Bakara suresinin son ayetleri verildi. Allah'a şirk koşmayan
büyük günahlar işlememiş kimselere de mağfiret edildi.
Bunu Müslim de
Sahih'inde Muhammed b. Abdullah Numeyr ile Zuheyr b. Harb'ten diye rivayet
etmiştir. Her ikisi de Abdullah b. Numeyr'den böylece rivayet etmişlerdir.
Sonra Beyhaki şöyle demektedir: Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'ın sözünü ettiği bu
hususlar, miraç hadisinin bir bölümüdür. Bunu Enes b. Malik, Malik b.
Sa'saa'dan, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye rivayet ettiği gibi,
ayrıca Ebu Zerr'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye de rivayet
etmiş, sonra bunu bir seferinde her ikisini söz konusu etmeden mürselolarak da
rivayet etmiş bulunmaktadır. Bundan sonra da Beyhaki daha önce geçtiği gibi üç
hadisi de sıralamış bulunmaktadır.
[4168] Derim ki: İbn
Mes'ud (r.a.)'tan bundan daha geniş ama bazı garip hususlar ihtiva eden bir
rivayet olarak da rivayet edilmiştir. Bunu da el-Hasen b. Arafe meşhur cüzünde
rivayet etmiş bulunmaktadır: Bize Ebu Zabyan el-Cenbi tahdis edip dedi ki:
Bizler Abdullah b. Mes'ud'un oğlu Ebu Ubeyde'nin ve Sad b. Ebi Vakkas'ın oğlu
Muhammed'in yanında oturuyorduk. İkisi de oturuyordu. Muhammed b. Sad, Ebu
Ubeyde'ye şöyle dedi:
Bize babandan naklen
Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in İsra'ya götürüldüğü geceyi tahdis et.
Bunun üzerine Ebu Ubeyde, hayır sen bize babandan naklederek tahdis et, dedi.
Muhammed: Eğer ben senden istemeden önce benden istemiş olsaydın ben
yapacaktım, dedi. (Ebu Zabyan) dedi ki: Bunun üzerine Ebu Ubeyde kendisinden
istendiği şekilde babasından tahdis etmeye başlayarak dedi ki:
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cebrail bana eşekten yüksek, katırdan
alçak bir binek getirdi. Beni onun üzerinde taşıdı. Sonra bizimle hızlıca yola koyuldu.
Her bir yokuşu tırmandıkça arka ayakları bu şekilde ön ayakları ile birlikte
oluyordu. Yokuştan aşağı indiğinde de ön ayakları arka ayaklarıyla bir
oluyordu. Nihayet uzun boylu, saçları düzgün, esmer bir adamın yanından geçtik.
Adeta Ezdi Şenuelilerden bir kişiyi andırıyordu. O -sesini yükselterek ona
ikramda bulundun, onu üstün tuttun, diyordu.(Devamla) buyurdu ki: Onun yanına
gidip ona selam verdik, selamı aldı. Seninle birlikte olan bu zat kimdir ey
Cebrail? dedi. Cebrail: Bu Ahmed'dir deyince, o: Rabbinin risaletini tebliğ
eden, ümmetine samimiyetle öğüt veren Arabı, ümmi nebi’ye merhaba, dedi. Sonra
yolumuza devam ettik. Bu kimdi ey Cebrail? dedim. O: Bu İmran oğlu Musa'dır,
dedi. Peki, kime serzenişte bulunuyor dedim. O: Senin hakkında Rabbine
serzenişte bulunuyor, dedi. Ben: Rabbine karşı sesini de yükseltiyor öyle mi
dedim. Şöyle dedi: Aziz ve celil olan Allah onun keskin tabiatlı biri olduğunu
biliyor, dedi."
(Allah Rasulü devamla)
şöyle buyurdu: "Sonra yine ileri gittik. Nihayet altında aile fertleriyle
birlikte yaşlı bir zatın bulunduğu büyükçe bir ağacın yanından geçtik. Cebrail
bana: Baban İbrahim'e doğru git, dedi. Biz de onun yanına gittik, ona selam
verdik, selamımızı aldı. İbrahim: Bu beraberindeki kimdir ey Cebrail? dedi.
Cebrail: Bu senin oğlun Ahmed'dir dedi. İbrahim: Rabbinin risaletini tebliğ
eden, ümmetine samimiyetle öğüt veren ümmi nebi’yemerhaba! Oğulcağızım sen bu
gece Rabbinle karşılaşacaksın. Gerçek şu ki senin ümmetin ümmetlerin sonuncusu
ve en zayıflarıdır. Eğer karşılanacak ihtiyacının tamamı ya da büyük bir kısmı
ümmetin hakkında olmasını sağlayabilirsen yap, dedi."
(Allah Rasulü devamla)
buyurdu ki: "Sonra yine yola koyulduk. Nihayet Mescid-i Aksa'ya kadar
vardık. Ben de indim, bineği nebilerin (selam onlara) bineklerini bağladıkları
mescidin kapısındaki halkaya bağladım. Sonra mescidin içine girdim, nebileri
tanıdım. Kimisi kıyamda, kimisi rükuda, kimisi secdede idi. Sonra bana birinde
bal, diğerinde süt bulunan iki kase getirildi. Ben sütü alıp içtim. Cebrail (a.s)
omzuma vurarak Muhammed'in Rabbine yemin olsun ki fıtratı isabet ettirdin,
dedi. (Allah Rasulü) buyurdu ki: Sonra namaz için kamet getirildi, ben de
nebilere imam oldum, sonra ayrılıp geldik. "
Bu garip bir isnaddır.
(Kütüb-i Sitte) Bunu tahriç etmemişlerdir. Bu hadisteki garip ifadelerin bir
kısmı: Nebilerin -hepsine selam olsun- ona dair ilkin soru sormaları sonra onun
yanlarından ayrıldıktan sonra haklarında soru sormasıdır. Oysa daha önce
geçtiği üzere Sahihlerde meşhur olan, Cebrail (a.s)'ın onlara, tanıdık birisine
verilen bir selam versin diye kim olduklarını kendisine önceden öğrettiğidir.
Yine burada mescide girmeden önce nebilerle (selam onlara) bir araya geldiği
belirtilmektedir. Halbuki sahih olan nebilerle semavatta bir araya geldiği
sonra ikinci olarak onlar da onunla birlikte oldukları halde Beytu'l-Makdis'e
indiği ve orada onlara namaz kıldırdığı sonra da Burak'a binerek Mekke'ye geri
döndüğüdür. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
[4169] Bir başka rivayet
yolu: İmam Ahmed dedi ki: ... İbn Mes'ud (r.a.) Nebi (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'den şöyle buyurduğunu nakletti: "İsra'ya götürüldüğüm gece
İbrahim, Musa ve İsa -selam onlara- ile karşılaştım. Onlar kendi aralarında
kıyametin kopması durumunu tartıştılar." (Allah Rasulü) buyurdu ki: "İşlerini
(aralarında son sözü söylemeyi) İbrahim (a.s)'a havale ettiler. O da, benim
onun hakkında bir bilgim yok dedi. Bu sefer işlerini Musa (a.s)'a havale
ettiler. O da benim onun hakkında bilgim yok, dedi. Arkasından işlerini İsa
(a.s)'a havale edince, o şöyle dedi: Onun ne zaman gerçekleşeceğini
soruyorsariız, bunu Aziz ve Celil olan Allah'tan başka kimse bilemez. Rabbimin
bana ahd ettiğine göre de Deccal çıkacaktır. (İsa devamla) dedi ki: Benimle
beraber de iki sopa bulunacaktır. O beni göreceği vakit kurşunun erimesi gibi
eriyecektir. (İsa) dedi ki: O beni göreceği vakit Allah da onu helak edecektir.
Hatta taş ve ağaç: "Ey Müslüman, benim altımda (saklanan) bir kafir
vardır, gel de onu öldür" diyecektir. (İsa) dedi ki: Allah onu helak edecek,
sonra insanlar kendi ülkelerine, vatanlarına geri döneceklerdir. "
(Devamla): "O
sırada da Ye'cüc ve Me'cüc her yüksek tepeden hızlıca inerek dışarı çıkacaklar
ve onların ülkelerini çiğneyip geçecekler. Neyin üzerinden geçseler onu mutlaka
helak edecekler. Hangi suyun yanından geçseler mutlaka onu içip bitirecekler,
dedi. (Ve şunları) ekledi: Sonra insanlar bana dönecek, onların halini bana
şikayet edecekler. Ben de onların (Ye'cüc ve Me'cüc'un) aleyhine Allah'a beddua
edeceğim, o da onları helak edip öldürecek. Onların kötü kokularından dolayı
yeryüzünün havası da kokacak. O vakit Allah bir yağmur indirecek ve bu yağmur
cesetlerini sürükleyip, sonunda o cesetlerini denize atacak. Yine Rabbimin bana
ahidleri arasında şu da vardır: Bu hususlar bu şekilde gerçekleşecek olursa
artık kıyamet, doğumu oldukça yaklaşmış, yakınlarının gece mi yoksa gündüz mü
ne zaman çocuğunu ansızın doğuracaklarını bilemediği hamile bir kadının
durumuna benzeyecektir." Bunu İbn Mace bunlardan, o Yezid b. Harun'dan, o
elAvvam b. Havşeb'den diye rivayet etmişlerdir.
[4170] Abdullah b. Kuraz
es-Sumali'nin kardeşi olan Abdurrahman b. Kuraz (r.a.)'ın rivayeti: Said b.
Mansur dedi ki: ... Abdurrahman b. Kuraz'dan rivayete göre Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Mescid-i Haram'dan, Mescid-i Aksa'ya
götürüldüğü gece Zemzem ile Makam(-ı İbrahim) arasında idi. Cebrail onun
sağında, Mikail solunda idi. Her ikisi de en yüksek semalara varıncaya kadar
onu uçurdular. Geri döndüğünde: Ben en yüksek semalarda pek çok tesbih ile
birlikte bir tesbih işittim. Yüksek semalar o heybet sahibinin heybetinden en
yücelerdekinin yüceliğinden haşyet ve korku duyarak, subhanel aliyyi'l-a'la
subhanehu ve teala: Yüceler yücesini her türlü eksiklikten tenzih ederiz. O her
türlü eksiklikten münezzehtir ve pek yücedir, diyorlardı. Biz bu hadisi Yüce
Allah'ın bu surede yer alan "yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar
O'nu tesbih ederler" (İsra, 44) ayetini tefsir ederken zikredeceğiz.
[4171] Ömer b. el-Hattab
(r.a.)'ın rivayeti: İmam Ahmed dedi ki: Ömer b. el-Hattab (r.a.), el-Cabiye'de
bulunuyorken Beytu'lMakdis'in fethi söz konusu edildi. Ubeyd b. Adem dedi ki:
Ömer b. el-Hattab (r.a.)'1 Ka'b'e: Sence nerede namaz kılınam uygun olur, dedi.
Ka'b şöyle dedi: Eğer dediğimi yapmak istiyorsan kayanın arkasında namaz kıL. O
takdirde Kudüs'ün tamamı senin önünde olur. Ömer (r.a.) ona:
Bu sözlerin Yahudiliğin
söylediklerini andırıyor ama ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
namaz kıldığı yerde kılacağım, dedi. Kıbleye doğru ileri geçip namaz kıldı. Sonra
gelip ridasını yaydı ve oradaki çöpleri ridası içerisine süpürdü. Herkes de
orayı süpürdü."
Böylelikle Ömer kayayı
önüne alıp, arkasında namaz kılmak suretiyle Ka'b el-Ahbar'ın işaret ettiği
şekilde tazim etmedi. Ka'b da kayayı kıble edine cek kadar tazim eden bir
kavimdendi, ama Yüce Allah ona Müslüman olma lütfunu bahşetmiş ve hakka hidayet
bulmuştu. İşte bundan dolayı Ka'b mü'minlerin emirine sorduğu soru üzerine
böyle bir yol gösterince: "Bu sözlerin Yahudilerin sözlerini
andırıyor" dedi, ama Ömer orayı Yahudilerin kıblesi olduğundan ötürü bir
çöplük haline getiren Hristiyanların orayı küçümsedikleri gibi de küçümsemedi.
Aksine oradaki pislikleri aldı ve ridası ile oradaki çöpleri topladı.
[4172] Bu da Müslim'in
Sahih'inde Ebu Mersed el-Ganevi'den şöyle dediğine dair yer alan rivayeti
andırmaktadır: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kabirler üzerine
oturmayın ve kabirlere doğru namaz kılmayın" buyurdu.
[4173] Ebu Hureyre
(r.a.)'ın oldukça uzun ve bazı garip lafızlar ihtiva eden rivayeti: İmam Ebu
Cafer b. Cerir İsra suresinin tefsirinde dedi ki: ... Ebu Hureyre’den -yahut
bir başkasından; şüphe eden Ebu Cafer' diraziz ve celil olan Allah'ın: rtKulunu
geceleyin Mescid-i Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya
götüren (Allah) münezzehtir. Ona ayetlerimizden bazısını gösterelim diye.
Şüphesiz ki O işitendir, görendir" buyruğu hakkında dedi ki: Cebrail (a.s)
beraberinde Mikail ile Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına geldi.
Cebrail, Mikail'e: Bana Zemzem suyundan bir leğen getir de onun kalbini
paklayayım ve onun için göğsünü açıp göğsüne genişlik vereyim, dedi.
(Ebu Hureyre) dedi ki:
Cebrail, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in karnını yardı ve onu üç defa yıkadı.
Mikail de ona üç leğen Zemzem suyu getirdi. Cebrail, Nebi (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in göğsünü açtı ve göğsünde bulunan kin (vs. kötü hisler namına) ne
varsa çıkardı. Onu hilm, ilim, iman, yakin ve İslam ile doldurduktan sonra
omuzları arasına Nubuvvet mührünü bastı. Sonra ona bir at (Burak) getirdi, onu
o bineğin üzerinde taşıdı. Adımını gözünün gördüğü en son noktaya atıyordu. O
da, onunla birlikte Cebrail (a.s) da yol aldı.
(Ebu Hureyre) dedi ki:
Bir günde ekin eken ve aynı günde ekinlerini biçen, ekinlerini biçtikçe eski
haline dönen bir topluluğun yanından geçti. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Ey Cebrail, bu ne?" dedi. Cebrail: Bunlar Allah yolunda
cihad eden mücahidlerdir. Onların bir hasenesi kendilerine yedi yüz kat
fazlasıyla veriliyor. Her ne harcarlarsa Allah o harcadıklarının yerine
başkasını veriyor. Zaten O, rızık verenlerin hayırlısıdır. Sonra başları kaya
parçalarıyla yarılan bir topluluğun yanından geçti. Başlarının yarıldığı her
seferinde eski haline dönüyordu. Bu muamelelerine hiçbir şekilde ara da
verilmiyordu. Allah Rasulü: Bunlar neyin nesidir ey Cebrail? dedi. Cebraiı:
Bunlar tembellik ederek
farz namazı kılmayanlardır, dedi.
Sonra ön taraflarında
yamalar, arka taraflarında yine yamalar bulunan, develerin ve davarların merada
yayıldığı gibi yayılan, dar!' ve zakkum yiyip cehennemin sıcak çakıl ve
taşlarını yiyen bir topluluğun yanından geçti. Bunlar neyin nesidir ey Cebrail?
dedi. Cebrail: Bunlar mallarının zekatını vermeyen kimselerdir. Allah onlara
hiçbir şekilde zulmetmemiştir. Esasen Allah kullara asla zulmetmez.
Sonra önlerinde bir
tencere içerisinde pişmiş et bulunan, diğerinde ise oldukça kötü çiğ et bulunan
hoş ve pişmiş eti bırakıp, kötü ve çiğ eti yemeye koyulan bir topluluğun
yanından geçti. Bunlar neyin nesidir ey Cebrail? dedi. Cebrail: Bu adam(ların
her biri) senin ümmetindendir. Böyle birisinin nikahı altında helal ve temiz
bir kadın bulunur, ancak o kötü bir kadının yanına giderek, sabah oluncaya
kadar gecesini onun yanında geçirir. Kadın ise kendisi için helal ve temiz olan
kocasının yanından kalkıp kötü bir adamın yanına giderek sabahı edinceye kadar
geceyi onun yanında geçirir.
(Ebu Hureyre devamla)
dedi ki: Sonra yol kenarında duran bir ağaç kütüğünün yanından geçti. Onun
yanından geçen her elbise mutlaka ona takılıp yırtılıyor ve her şeyi mutlaka
parçalıyordu. Allah Rasulü: "Bu nedir ey Cebrail?" dedi. Cebrail: Bu,
yolda durup, yolu kesen senin ümmetinden birtakım kimselerin örneğidir,
dedikten sonra: "Ve siz öyle her yolun başında oturarak Allah'a iman
edenleri Allah'ın yolundan alıkoymayın" (A'raf, 86) ayetini okudu.
(Ebu Hureyre) dedi ki:
Sonra taşıyamayacağı kadar pek büyük bir odun demeti toplayıp yığdığı halde
yine de ona daha da odun ilave eden bir adamın yanından geçti. "Bu nedir
ey Cebrail?" dedi, Cebrail: Bu senin ümmetinden, onları geri ödemeye güç
yetiremeyen ve insanların emanetleri üzerinde bulunan adamdır. Bunları
ödeyemediği gibi bunlara daha fazlasını da ilave edip taşımak ister.
Sonra dilleri ve
dudakları demirden makaslarla kesilen, kesildikçe de eski haline dönen ve bu
azaplarına asla mühlet verilmeyen bir topluluğun yanından geçti. "Bunlar
nedir ey Cebrail?" dedi. O: Bunlar fitne zamanının hatipleridir, dedi.
Sonra içinden kocaman
bir öküzün çıktığı küçük bir taşın yanından geçti.
Öküz çıktığı yere geri
girmek istiyor ancak buna gücü yetmiyordu. "Bu nedir ey Cebrail?"
dedi. Cebrail, bu, büyük bir söz söyledikten sonra pişman olan, ama onu geri
çeviremeyen adamdır, dedi.
Sonra bir vadiye uğradı.
Orada serin, hoş bir rüzgar esintisi, güzel bir misk kokusu vardı. Bir ses
işitti. Allah Rasulü: "Ey Cebrail, bu serin ve hoş rüzgar nedir, bu misk
kokusu neyin nesidir ve bu ses nedir?" dedi. Cebrail:
Bu cennetin sesidir.
Rabbim bana vaad ettiğini ver, benim köşklerim oldukça çok, ince ve kalın
ipeğim, astarlı astarsız ipeklerim, incilerim, mercanlarım, gümüşüm, altınım,
kaselerim, kaplarım, ibriklerim, bineklerim, balım, suyum, sütüm, şarabım
oldukça çoğaldı. Artık bana vaad ettiğini ver, diyor dedi.
.
Allah da: Erkek kadın
her Müslüman; erkek kadın her mü'min bana ve
rasullerime iman eden,
salih amel işleyen, Bana hiçbir şeyi ortak koşmayıp Benim dışında bana ortaklar
edinmeyen herkes senindir. Benden korkan herkes güven altındadır, Benden
dilekte bulunan herkese istediğini veririm. Bana borç veren (tasadduk eden)i
mükafatlandırırım, Bana tevekkül edene Ben yeterim. Şüphesiz ki Ben Allah'ım,
Benden başka hiçbir ilah yoktur. Ben verdiğim sözü değiştirmem. Mü'minler
kurtuluşa ermişlerdir. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şam ne mübarektir.
Cennet de: Buna razıyım, dedi.
(Ebu Hureyre devamla)
dedi ki: Sonra bir başka vadinin yanından geçti.
Oldukça kötü bir ses
duydu, oldukça kötü bir koku aldı. "Bu koku nedir, bu ses nedir ey
Cebrail?" dedi. Cebrail şöyle dedi: Bu cehennemin sesidir. Rabbim bana
vaad ettiğini ver. Çünkü benim zincirlerim, bukağılarım, alevli ateşim, kaynar
suyum, dari denilen kötü yiyeceğim, gassak denilen cehennemliklerin irinleri ve
azabım alabildiğine çoktur. Dibim oldukça derin, hararetim son derece
şiddetlidir. Artık bana vaad ettiğini ver, diyor .. Allah şöyle buyurdu: Erkek
kadın her müşrik; erkek kadın her kafir; erkek kadın her murdar; hesap gününe
iman etmeyen her bir zorba da senindir, dedi. O da razı oldum, dedi.
(Ebu Hureyre devamla)
dedi ki: Sonra Beytu'l-Makdis’e gelinceye kadar yoluna devam etti. İndi ve
bineğini bir kayaya bağladı. Sonra içeri girip meleklerle birlikte namaz kıldı.
Namaz bittiğinde: Cebrail seninle beraber olan bu kişi kimdir? dediler. O
Muhammed' dir, dedi. Onlar: Ona risalet verildi mi? dediler. Cebrail, evet
dedi. Onlar: Allah bu kardeşe ve bu halefe hayırlı ömür versin. O ne iyi
kardeş, ne iyi haleftir. Gelişi de pek güzel ve hoş oldu.
(Ebu Hureyre) dedi ki: Sonra
enbiyanın ruhları ile -selam onlara- karşılaştı. Onlar da Rablerine övgüler
sıraladılar. İbrahim (a.s) şöyle dedi: Beni Halil edinen, bana pek büyük mülk
veren, beni bana uyulan, Allah'a itaat eden bir ümmet kılan, beni ateşten
kurtararak onu benim için serin ve selamet kılan Allah'a hamdolsun.
Sonra Musa (a.s) Aziz ve
Celil olan Rabbine övgülerini sıralayarak şöyle dedi: Benimle özel bir şekilde
konuşan, benim elimle gösterdiği mucizeler ile Firavun hanedanını helak edip,
İsrailoğullarını kurtaran, benim ümmetim arasında hak ile hidayete ileten ve
onunla adaleti uygulayan bir topluluk yaratmış olan Allah'a hamd ederim.
Sonra Davud (a.s) aziz
ve celil olan Rabbine övgülerini sıralayarak şöyle dedi: Bana pek büyük bir
mülk veren, bana Zebur'u öğretip, benim için demiri yumuşatan, dağları ve
kuşları benimle tesbih etmelerini sağlayarak bana musahhar kılan, bana hikmeti
ve doğruyu eğriden ayırt edici söz söylemeyi nasip eden Allah'a hamdolsun.
Sonra Süleyman (a.s)
aziz ve celil olan Rabbine övgülerini sıralayarak şöyle dedi: Rüzgarları benim
emrime veren, şeytanları benim için dilediğim yüksek binalar ve timsaller,
kocaman kazanlar ile dağlar misali tencereler yapmalarını sağlayan, bana
kuşların dilini öğreten, lütfuyla bana her şeyden veren, bana şeytanların,
insanların, kuşların ordularını musahhar kılarak onları emrime veren, mü' min
kullarının birçoğundan beni üstün tutan, bana benden sonra hiç kimseye
verilmemiş pek büyük bir mülk veren, bu mülkümü de ondan dolayı hesaba
çekilmenin söz konusu olmayacağı iyi ve hoş bir mülk kılan Allah'a hamd ederim.
Sonra İsa (a.s) aziz ve
celil olan Rabbine övgülerini sıralayarak şöyle dedi: Beni kendi kelimesi ile
var eden, benim misalimi topraktan yarattıktan sonra kendisine ol dediği için
derhaloluveren Adem'in misali gibi kılan, bana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve
İncil'i öğreten, çamurdan kuş gibi bir şey yaparak ona üfleyince Allah'ın
izniyle kuş olması mucizesini bana veren, anadan doğma körü ve abraşı
iyileştirme mi sağlayan, Allah'ın izniyle ölüleri diriltme imkanını bana veren,
beni yükselten, beni tertemiz eden, beni ve annemi kovulmuş şeytandan koruduğu
için şeytanın aleyhimize bir yol bulmasına imkan vermeyen Allah'a hamdolsun.
(Ebu Hureyre devamla)
dedi ki: Sonra Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) aziz ve celil olan
Rabbine övgülerini sıralayarak şöyle dedi: "Her biriniz Rabbine övgülerini
sıraladı. Ben de Aziz ve Celil olan Rabbime övgülerimi sıralayayım dedi ve
şöyle devam etti: Beni alemlere rahmet, bütün insanlar için müjdeleyici ve uyarıcı
olarak gönderen, üzerime içinde her şeyin açıklaması bulunan Furkanı indiren,
ümmetimi insanlar için çıkartılmış en hayırlı
ümmet kılan, ümmetimi
vasat bir ümmet yapan, ümmetimi hem ilkler, hem sonrakiler kılan, benim için
göğsüme genişlik veren, üzerimden günahımı kaldırıp şan ve şerefimi yakselten,
beni hem başlatıcı, hem sonuncu kılan Allah'a hamd ederim."
Bu sefer İbrahim (a.s):
İşte Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunlarla size üstün geldi, dedi.
Ebu Cafer er-Razi dedi
ki: O nübüvvetin mührünü teşkil eden son nebi kıyamet gününde de şefaatin
başlatıcısıdır.
Daha sonra ağızları
kapalı üç kap getirildi. Onlardan içinde su bulunan kap getirildi, iç denildi.
Ondan az bir şey içti. Bu sefer ona içinde süt bulunan diğer kap verildi ve
ona, iç denildi. O da kanıncaya kadar ondan içti. Daha sonra ona içinde şarap
bulunan diğer kap verildi, iç denildi. "Hayır, ben kandım,
istemiyorum" dedi. Cebrail (a.s) kendisine: Bu, ümmetine haram
kılınacaktır, şayet ondan içmiş olsaydın, ümmetinden ancak çok azı sana uyardı,
dedi.
Sonra Cebrail onu semaya
çıkardı. Kapının açılmasını istedi. Bu (yanındaki) kimdir ey Cebrail? diye
soruldu, Muhammed' dir, dedi. Ona risalet verildi mi? dediler. Evet, dedi.
Melekler: Allah ona hayırlı ömür versin, o ne iyi bir kardeş, ne iyi bir
haleftir, hoş safa geldi, dediler.
İçeri girdi. Hilkati
eksiksiz, diğer insanların hilkatinden eksildiği gibi hiçbir şey eksilmemiş bir
adam gördü. Sağ tarafında hoş bir kokunun (rüzgarın) geldiği bir kapı, sol
tarafında ise kötü bir kokunun (rüzgarın) estiği bir başka kapı vardı. Sağ
tarafındaki kapıya baktı mı gülüp seviniyor, sol tarafındaki kapıya baktı mı
ise ağlayıp üzülüyordu. Allah Rasulü: "Ey Cebrail, şu hilkatinden hiçbir
şey eksilmemiş, hilkati tam olan bu yaşlı zat kimdir? Bu iki kapı ne
oluyor?" dedim. Cebrail: Bu senin baban Adem (a.s)'dır. Sağ tarafındaki
kapı cennetin kapısıdır, o kapıdan soyundan geleceklere baktığı zaman gülüp
seviniyor, sol tarafındaki kapı ise cehennemin kapısıdır. Soyundan gelecekler
arasından cehenneme gireceklere baktığı zaman da ağlıyor ve üzülüyor.
Sonra Cebrail onu ikinci
semaya çıkardı. Kapının açılmasını istedi. Seninle beraber olan bu kişi kimdir?
diye soruldu. Allah'ın Rasulü Muhammed'dir, dedi. Ona risalet verildi mi? diye
sordular. Evet, dedi. Böyle bir kardeşe ve böyle bir halefe Allah uzun ömürler
versin. O ne iyi kardeş, ne iyi haleftir, hoş safa gelmiştir.
Allah Resulü içeri
girince, genç iki kişi gördü. "Ey Cebrail, bu iki genç kimdir?" dedi.
Cebrail: Bunlar teyze çocukları olan Meryem oğlu İsa ile Zekeriya oğlu Yahya'
dır, -ikisine de selam olsun- dedi.
Cebrail onu üçüncü
semaya çıkardı. Kapının açılmasını istedi. Kim o? dediler. Cebrail, dedi.
Seninle beraber kim var? dediler. Muhammed, dedi. Ona risalet verildi mi? diye
sordular, evet dedi. Böyle bir kardeşe ve böyle bir halefe Allah uzun ömürler
versin. Bu ne iyi bir kardeş, ne iyi bir haleftir, hoş safa gelmiştir, dediler.
İçeri girince sair
insanlara göre üstün güzelliği ondördündeki ayın diğer yıldızlara üstünlüğü
gibi olan bir adam gördü. "Güzelliği diğer insanlardan üstün olan bu kişi
kimdir, ey Cebrail?" dedi. Cebrail: Bu kardeşin Yusuf (a.s)' dır dedi.
Sonra Cebrail onu
dördüncü semaya çıkardı. Kapının açılmasını istedi, kim o? dediler. Cebrail dedi.
Seninle beraber kim var? dediler, Muhammed dedi. Ona risalet verildi mi? diye
sordular. Evet, dedi. Allah bu kardeşe ve bu halefe uzun ömürler versin. Bu ne
iyi bir kardeştir, ne iyi bir haleftir. O hoş safa gelmiştir, dediler. İçeri
girdi, içeride bir adam gördü. Bu kimdir Cebrail? dedi. Cebrail: Bu İdris
(a.s)'dır. Allah onu yüksekçe bir yere yükseltmiştir, dedi.
Sonra onu beşinci semaya
çıkardı. Kapısının açılmasını istedi. Kim o dediler? Cebrail dedi. Seninle
beraber kim var? dediler, Muhammed dedi. Ona risalet verildi mi? diye sordular,
evet dedi. Allah bu kardeşimize ve bu halefe uzun ömürler versin. O ne iyi bir
kardeştir ve ne iyi bir haleftir, o hoş safa gelmiştir, dediler. Sonra içeri
girdi. Etrafında kendilerine kıssa anlattığı bir topluluk bulunan, oturmuş bir
adam gördü. "Bu ve bunun etrafındakiler kimlerdir ey Cebrail?" dedi.
Cebrail: Bu kavmi arasında sevilen kişi olan Harun (a.s)'dır. Bunlar da
İsrailoğullarıdır, dedi.
Sonra onu altıncı semaya
çıkardı. Kapının açılmasını istedi. Kim o? diye soruldu. Cebrail dedi. Seninle
beraber kim var? dediler. Muhammed dedi. Ona risalet verildi mi? diye sordular,
evet dedi. Allah bu kardeşimize ve bu halefe uzun ömürler versin, o ne iyi bir
kardeş, ne iyi bir haleftir, o hoş safa gelmiştir, dediler. İçeride oturmakta
olan bir adam gördü. Onun yanından geçip gidince adam ağladı. "Bu kimdir
ey Cebrail?" dedi. Cebrail: Bu Musa (a.s)'dır dedi. Peki, ona ne oldu da
ağlıyor? dedi. Cebrail şu cevabı verdi: (Musa diyor ki): İsrailoğulları aziz ve
celil olan Allah nezdinde Ademoğullarının en değerlilerinin ben olduğumu iddia
ediyorlar. Halbuki ben ahirete göçtükten sonra dünyaya benden sonra gelen
Ademoğullarından bir adamdır bu. Şayet o kendi zatıyla (önüme geçmiş olsaydı)
aldırmazdım ama, o bütün ümmetinin evlatlarıyla birlikte (benim ümmetimi de
geçti).
(Ebu Hureyre devamla)
dedi ki: Sonra onu yedinci semaya çıkardı, kapının açılmasını istedi. Kim o?
denildi. Cebrail dedi. Seninle beraber kim var? denildi, Muhammed dedi. Ona
risalet verildi mi? diye sordular, evet dedi. Allah bu kardeşimize ve bu halefe
hayırlı ömürler versin. O ne güzel bir kardeş, ne iyi bir haleftir ve hoş safa
geldi, dediler. İçeri girdiğinde cennet kapısının yakınında bir koltuk üzerinde
oturan saçlarına ak düşmüş bir adam gördü. Yanında da beyaz kağıdı andıran,
beyaz yüzlü bir topluluk oturuyordu. Bir başka topluluğun ise renkleri biraz
farklı idi. Renklerinde farklılık bulunan bu kimseler kalkıp bir nehire
girdiler, orada yıkandılar. Çıktıklarında renklerindeki farklılık kısmen düzelmişti.
Daha sonra bir başka nehire girip orada yıkandılar. Bu sefer yine renklerindeki
bulanıklık bir parça düzelmiş olarak bir başka nehire girdiler, orada
yıkandılar. Bu sefer çıktıklarında renkleri sair arkadaşlarının renkleri gibi
tamamen katıksız (bembeyaz) bir hal almıştı. Gelip diğer arkadaşlarının yanına
oturdular. Allah Rasulü: "Ey Cebrail! Şu saçlarına ak düşmüş kimdir. Sonra
şu yüzleri bembeyaz olanlar kim. Şu renkleri bir parça farklı olanlar kim?
Bunların girip yıkandıkları ve sonradan renklerinin tamamen saf ve berrak hal
aldığı bu nehirler neyin nesidir?" dedi. Cebrail şu cevabı verdi: Bu baban
İbrahim (a.s)'dır. Yeryüzünde saçlarına ak düşen ilk kişidir. Yüzleri bembeyaz
olan o kimseler imanlarına zulüm karıştırmamış kimselerdir. Renkleri bir parça
farklı olan bu diğerleri ise salih amele, kötü olan bir başka amel katıp
karıştırmış sonra da tevbe ettikleri için Allah'ın da tevbelerini kabul ettiği
kimselerdir. Nehirlere gelince, bunların ilki Allah'ın rahmeti, ikincisi
Allah'ın nimetidir, üçüncüsü ise onlara tertemiz bir içecek içirdiği bir
nehirdir.
(Ebu Hureyre devamla)
dedi ki: Sonra Sidre'ye vardı. Ona: Bu Sidre' dir.
Senin ümmetinden
sünnetin üzere yaşayan herkes buraya kadar ulaşır. Onun dibinden kokusu ve tadı
değişmeyen sudan, tadı değişikliğe uğramayan sütten, içenlere lezzet veren
şaraptan, süzülmüş baldan, ırmakların çıktığı bir ağaç olduğunu gördüm. Bu
ağacın gölgesinde suvari yetmiş yıl süreyle yol aldığı halde onu bitiremez.
Onun bir yaprağı dahi ümmetin tamamının üzerini örter.
(Allah Rasulü devamla)
buyurdu ki: ''Aziz ve Celil yaratıcının nuru onu bürüdü, melekler de onu ağacın
üstüne kondukları vakit kargalar gibi şanı yüce ve mübarek Rabbin sevgisinden
ötürü o ağacı bürüdü. Yüce Allah bu esnada onunla konuştu ve ona: Dile dedi.
"
Allah Rasulü şöyle
buyurdu: "Sen İbrahim'i halil (can dostu) edindin ve ona pek büyük bir
mülk verdin. Musa ile özel bir şekilde konuştun, Davud'a çok büyük bir mülk
verdin, ona demiri yumuşattın, dağları onun emrine verdin. Süleyman'a da pek
büyük bir mülk verdin, cinleri, insanları, şeytanları emrine verdin. Rüzgarları
da onun emrine verdiğin gibi, ondan sonra hiç kimseye verilmedik pek büyük bir
mülk de ona verdin. İsa'ya Tevrat'ı ve İncil'i öğrettin, onun anadan doğma körü
ve abraşı iyileştirmesini, izninle ölüleri diriltmesini mucize olarak verdin,
onu ve annesini kovulmuş şeytandan korudun. Bundan ötürü şeytanın onların
aleyhine bir şey yapma imkanı yoktur. Aziz ve celil olan Rabbimiz ona şöyle
dedi: Evet, ben seni de halil (can dostu) edindim ve bu Tevrat'ta
"habibu'r-Rahman: Rahman'ın sevgili peygamberi" diye yazılıdır. Seni
bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdim. Göğsünü senin için
açıp genişlettim, üzerinden günahını indirdim. Senin şanını yükselttim. Bundan
dolayı ben anılacak olursam mutlaka sen de benimle birlikte anılırsın. Ümmetini
insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmet yaptım. Senin ümmetini vasat ümmet
kıldım. Senin ümmetini öncekilerin kendileri ve sonrakilerin kendileri yaptım.
Ümmetin, senin benim kulum ve rasulüm olduğuna şahitlik etmedikleri sürece
yaptıkları hiçbir hutbenin kendileri için caiz olmayacağını takdir ettim. Senin
ümmetinden İncillerini kendi kalpleri olan bir ümmet var ettim. Seni nebilerin
ilk yaratılanı, nebi olarak son gönderilenleri ve kendisine ilk olarak hüküm
verilenleri kıldım. Sana senden önce hiçbir nebi’yeverilmemiş olan
"tekrarlanan yedi"yi verdim. Sana senden önce hiçbir
nebi’yevermediğim Arşın altındaki bir hazineden de Bakara suresinin son
ayetlerini verdim. Hem sana Kevseri verdim ve sana sekiz pay verdim: Islam,
hicret, cihad, sadaka, namaz, ramazan orucu, iyiliği emredip kötülükten
alıkoymak. Seni hem fatih (başlatıcı), hem hatim (sona erdirici) kıldım."
Nebi (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'de şöyle buyurdu: "Rabbim beni altı şeyle üstün kıldı. Bana
sözlerin başlangıçlarını da, sonlarını da verdiği gibi kapsamlı söz söylemeyi
verdi. Beni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdi. Bir aylık
uzaklıkta düşmanımın kalbine (benden) korku saldı. Ganimetler de bana helal kılındı,
halbuki benden önce kimseye helal değildi. Yeryüzünün tamamı da benim için hem
bir temizlenme aracı, hem de mescid kılındı. "
(Allah Rasulü devamla)
buyurdu ki: "Bana elli vakit namaz farz kılındı."
Allah Rasulü Musa'nın
yanına dönünce, Musa: Ey Muhammed! Sana ne emrolundu? dedi. "Elli vakit
namaz" dedi. Musa: Rabbine dön de yüklerini hafifletmesini dile. Çünkü
senin ümmetin ümmetlerin en zayıfıdır. Ben İsrailoğullarından çok zorluklar
gördüm, dedi. Allah Rasulü de Rabbine döndü ve ondan bu yükümlülüğü
hafifletmesini isteyince, ondan on vakit kaldırdı. Sonra Musa (a.s)'ın yanına
döndü, kaç vakit emredildi sana? dedi. Allah Rasulü "kırk" deyince,
Musa: Rabbine dön de yükümlülüklerini hafifletmesini iste. Çünkü senin ümmetin
ümmetlerin en zayıfıdır, hem ben İsrailOğullarından çok zorluklarla
karşılaştım, dedi.
Nebi (Sallallahu aleyhi
ve Sellem), tekrar Rabbine döndü ve ondan yükümlülüklerini hafifletmesini
istedi. Ondan on vakit daha kaldırdı. Musa (a.s)'ın yanına döndüğünde sana kaç
vakit emrolundu? dedi. "Otuz vakitle emrolundum" deyince, Musa ona:
Rabbine dön de ondan yükümlülüklerini hafifletmesini dile! Çünkü senin ümmetin
ümmetlerin en zayıfıdır ve ben İsrailOğullarından çok zorluklarla
karşılaşmıştım, dedi.
Allah Rasulü, Rabbinin
yanına dönerek yükümlülüklerini hafifletmesini diledi, o da ondan on vakit daha
kaldırdı. Musa (a.s)'ın yanına döndü. Sana kaç vakit emredildi? deyince;
"yirmi vakit kılmakla emrolundum" dedi. Musa: Rabbine dön, ondan
yükümlülüklerini hafifletmesini dile. Çünkü senin ümmetin ümmetlerin en
zayıfıdır ve ben İsrailoğullarından çok zorluklarla karşılaşmıştım, dedi. Allah
Rasulü de aziz ve celil olan Rabbinin yanına döndü. Ondan yükümlülüklerini
hafifletmesini istedi. Üzerinden on vakit daha kaldırdı. O da Musa (a.s.)'ın yanına
döndü. Sana kaç vakit emrolundu? dedi. "On vakit namazla emrolundum"
deyince, Musa: Rabbine dön ondan yükümlülüklerini hafifletmesini iste. Çünkü
senin ümmetin ümmetlerin en zayıfıdır ve ben İsrailoğullarından çok zorluklarla
karşılaşmıştım, dedi.
Allah Rasulü, Rabbinden
haya ederek müracaat etti, ondan yükümlülüklerini hafifletmesini istedi. O da
ondan beş vakif daha kaldırdı. Musa (a.s)'ın yanına dönünce sana kaç vakit
emrolundu? dedi. "Beş vakit" dedi. Musa: Rabbine dön, ondan yükümlülüklerini
hafifletmesini dile. Çünkü ümmetin ümmetlerin en zayıfıdır ve ben
İsrailoğullarından çok sıkıntılarla karşılaşmıştım, dedi. Allah Rasulü:
"Rabbime o kadar gidip geldim ki artık haya ediyorum, bir daha ona
dönemem" dedi. Bu sefer şöyle denildi: Sen nefsini beş vakit namaz üzere
sabredip, katlanmaya mecbur ettiğin için bu beş vakti kılarsan elli vakit
kılmış gibi olacaksın. Çünkü her bir hasene on misli ile mükafatlandırılır.
(Ebu Hureyre) dedi ki:
Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de buna bütün kalbiyle razı oldu. Musa
(a.s) ise yanından geçtiği vakit bütün nebiler arasında ona karşı en serti idi,
yanına döndüğü vakit ise ona karşı diğer bütün peygamberlerin en hayırlıları
idi.
Sonra İbn Cerir bunu
Muhammed b. Ubeydullah'tan diye rivayet etti.
O Ebu'n-Nadr, Haşim b.
el-Kasım'dan, o Ebu Cafer er-Razi'den, o er-Rabi b. Enes'ten, o Ebu'l-Aliye ya
da başkasından -şüphe eden Ebu Cafer'dir-, o Ebu Hureyre'den, o Nebi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye hadisi bu manada zikretti.
Yine bu hadisi Hafız Ebu
Bekr el-Beyhaki de Sa’d el-Malini’den diye rivayet etmiş ve İbn Cerir'in ondan
naklettiği rivayetin bir benzerini zikretmiştir. Ayrıca Beyhaki, Hakim Ebu
Abdullah'ın bunu İsmail b. Muhammed b. el-Fadl b. Muhammed eş-Şa'rani'den, o
dedesinden diye Ebu Hureyre'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den
deyip, bu hadisi zikretmektedir.
İbn Ebi Hatim de dedi
ki: Ebu Hureyre'den rivayete göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "Allah: "Kulunu geceleyin Mescid-i Haram'dan çevresini
mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren münezzehtir" ...
buyurmaktadır. " Böyle diyerek hadisi az önce kaydettiğimize yakın bir
şekilde uzun uzadıya zikretti.
Derim ki: Ebu Cafer
er-Razi hakkında Hafız Ebu Zur'a er-Razi: "Hadis rivayetinde çokça yanılan
birisidir" demiş ve başkası da onun zayıf olduğunu söylerken, bazıları da
sika olduğunu söylemişlerdir. Ancak kuvvetli görülen onun hıfzının kötü
olduğudur, bu sebeple münferid olarak naklettiği rivayetler su götürür
rivayetlerdir. Bu hadis ise birtakım lafızları ile garip ve ileri derecede
münker bir hadistir. Yine bu hadiste Semure b. Cündeb'in Buhari'de yer alan ve
uzunca rüya hadisinde söz konusu edilen bazı hususlar da yer almaktadır. Bu
hadisin birkaç hadisin derlenip, bir araya getirilmiş hali olma ihtimali ya da
bir taraftan rüyaya dair hadis, diğer taraftan İsra ile ilgili olayın
anlatımında bir araya getirilmiş de olabilir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
[4174] Buhari ve Müslim,
Sahih'lerinde Abdurrezzak'ın rivayet ettiği bir hadis olarak ... Ebu
Hureyre’den şöyle dediğini nakletmektedirler: Nebi (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) İsra'ya götürüldüğü vakti anlatırken: "Ben Musd (a.s) ile
karşılaştım" dedi. (Ebu Hureyre) dedi ki: Allah Rasulü Musa'nın
niteliklerini de zikretti. Zannederim saçları taralı, Şenuelilerden bir adamı
andıran birisi olduğunu gördüm, dedi. Yine şöyle buyurdu: "İsa (a.s) ile
de karşılaştım." Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onun da niteliklerini
belirtirken şöyle buyurdu:
"Orta boylu,
kırmızıya çalan tenli birisi idi. Adeta hamamdan çıkmış gibi bir görünümü
vardı. "
Allah Rasulü yine:
"İbrahim (a.s)'ı da gördüm ve ben onun soyundan gelen çocukları arasında
ona en çok benzeyenim" buyurdu. (Devamla) buyurdu ki: "Bana birisinde
süt, diğerinde ise şarap bulunan iki kap da getirildi. Hangisini istersen onu
alabilirsin, denildi. Ben de sütü alıp içtim, bana:
Fıtrata uygun olana
hidayet buldun-ya da fıtratı isabet ettirdin-, ama eğer şarabı almış olsaydın
ümmetin azmış olacaktı denildi. " Buhari ve Müslim bu hadisi bir başka
yoldan Zühri'den, o bu senedle buna yakın olarak da zikretmiş bulunmaktadır.
[4175] Müslim'in
Sahih'inde Zuheyr b. Harb'ten rivayete göre Ebu Hureyre (r.a.) dedi ki:
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ben Hicr' de iken
Kureyş'in bana İsra yolculuğuma dair soru sorduklarını gördüm. Bana
Beytu'l-Makdis'in iyice bellemediğim bazı şeyleri hakkında soru sordular. O
kadar çok sıkılıp üzüldüm ki kesinlikle bu kadar sıkılıp üzülmüş değildim.
Allah Beytu'l-Makdis 'i kaldırıp gözümün önüne getirdi ve ben ona bakmaya
başladım. Neye dair bana soru sordularsa mutlaka ben de onlara onu bildirdim.
Yine ben nebilerden bir topluluk arasında olduğumu da gördüm. Musa (a.s) ayakta
durmuş namaz kılıyordu. Onun uzun boylu, Şenuelilerden bir adam gibi, saçları
hafif dalgalı olduğunu gördüm. Meryem oğlu İsa'yı da ayakta durmuş namaz
kılarken gördüm. İnsanlar arasında ona en çok benzeyen kişi Urve b. Mes'ud
es-Sakafi'dir. İbrahim (a.s)'1 da ayakta durmuş namaz kılarken gördüm. İnsanlar
arasında ona en çok benzeyen kişi sizin bu arkadaşınızdır -kendisini
kastetmektedir. - Namaz vakti gelince onlara imam oldum. Namazı bitirdikten
sonra birisi: Ey Muhammed! Bu cehennem ateşinden sorumlu Malik'tir, ona selam
ver, dedi. Ona dönüp baktığımda o bana benden önce selam verdi. "
[4176] İbn Ebi Hatim de
dedi ki: Ebu Hureyre (r.a.) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "İsra'ya götürüldüğüm gece yedinci semaya vardığımız vakit
yukarıya doğru baktım. Gök gürültüsü, şimşek ve yıldırımlarla karşılaştı m.
Karınları evler gibi kocaman bir topluluğun yanından geçtim. Karınları
içerisinde dışarıdan görülen yılanlar vardı. Bunlar kimdir ey Cebrail? dedim,
bunlar faiz yiyicilerdir, dedi. Dünya semasına indiğim vakit aşağıya baktım,
toz duman ve sesler gördüm. Bu nedir, ey Cebrail? dedim. Bunlar şeytanlardır.
Ademoğullarının gözlerine perde oluyorlar ve böylelikle göklerle yerin melekutu
hakkında düşünmelerini önlüyorlar. Eğer bu olmasaydı, hayret verecek şeyler
göreceklerdi. "
Bunu İmam Ahmed, Hasen
ve Affan'dan rivayet etmiş, her ikisi de Hammad b. Seleme'den böylece rivayet
etmiştir. Bu hadisi İbn Mace de Hammad'ın rivayet ettiği bir hadis olarak
böylece zikretmiştir.
Daha Önce Geçen Ashab-ı
Kiram'dan ve Başkalarından (r.anhum) Oluşan Bir Ashab Topluluğundan Gelen
Rivayetler:
[4177] Hafız Beyhaki
dedi ki: Ali b. Ebi Talib, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud ve ed-Dahhak
b. Müzahim'den dediler ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yatsı namazını
kıldıktan sonra Ümmü Hani'nin evinde uyuyordu.
Ebu Abdullah Hakim dedi
ki: Bu şeyh (hadis ravisi hoca) bize dedi ki. .. deyip, hadisi nakletti. Ben
metni ondan işitilmiş bir nüshadan yazdım, diyerek uzunca bir hadis zikretti.
Bu zikrettiği hadiste çıktığı merdiven basamaklarının sayısını, melekleri ve
daha başka Yüce Allah'ın -rivayet eğer sahih ise- kudretine dair hiçbirisi
inkar edilmeyecek hususlar daha zikretmektedir.
Beyhaki dedi ki: Daha
önce bizim Ebu Harun el-Abdi' nin rivayet etmiş olduğu İsra ve Miracın ispatına
dair hadis yeterlidir. Başarı Allah'tandır.
Derim ki: Tabiinden ve
müfessirlerin imamlarından birden çok kişi bu hadisi mürselolarak rivayet
etmiştir. Allah'ın rahmeti hepsine olsun.
[4178] Mü'minlerin
annesi Aişe (r.anha)'dan gelen rivayet: Beyhaki dedi ki: ... Aişe (r.anha) dedi
ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mescid-i Aksa'ya geceleyin
götürülünce, sabahleyin de insanlara kalkıp bunları anlatmaya başladı. Daha
önce ona iman edip, onu tasdik etmiş olanlar arasından birtakım kimseler de
irtidad etti ve gidip Ebu Bekir (r.a.)'a bu haberi vererek: Arkadaşın hakkında
ne diyorsun? Geceleyin Beytu'l-Makdis’e götürüldüğünü iddia ediyor, dediler.
Ebu Bekir:
O böyle bir şey söyledi
mi, dedi, evet dediler. Ebu Bekir: Eğer o böyle bir şeyi söylemişse andolsun
doğru söylemiştir, dedi. Onlar: Sen onun bu gece Beytu'l-Makdis’e gidip, sabah
olmadan önce geri döndüğü iddiasında onu tasdik mi ediyorsun, dediler. Ebu
Bekir: Evet, şüphesiz ki ben onu bundan daha da ileri hususlarda da tasdik
ediyorum. Sabahleyin yahut akşamleyin semadan bildirdiği haberlerini de tasdik
ediyorum, dedi. Bundan ötürü Ebu Bekir (r.a.) es-Sıddık diye adlandırıldı.
[4179] Ebu Talib'in kızı
Ummü Hani (r.anha)'dan gelen rivayet: Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani
(radıyallahuanha)'dan rivayete göre o, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in İsra hadisesi ile ilgili olarak şöyle derdi: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) İsra'ya götürülünce o, kesin olarak benim evimde idi. O gece
benim evimde uyuyordu. Yatsı namazını kıldıktan sonra o da, biz de uyumuştuk.
Fecr’den kısa bir süre önce Rasulullah bizi uyandırdı. Sabah namazını o da,
onunla birlikte biz de kıldıktan sonra şöyle dedi: "Ey Ümmü Hani, senin de
gördüğün gibi yatsı namazını sizinle birlikte bu vadide kıldım. Sonra
Beytu'l-Makdis'e gittim, orada namaz kıldım, sonra da şimdi gördüğün gibi sabah
namazını da sizinle birlikte kıldım. "
el-Kelbi tamamen
terkedilmiş, sakıt (itibar edilmeyen) bir ravidir, ama bunu Ebu Ya'la
Müsned'inde Muhammed b. İsmail el-Ensar'i'den, o Damra b. Rabia'dan, o Yahya b.
Ebi Amr es-Seybani'den, o Ebu Salih'ten, o Ümmü Hani’den diye bundan daha geniş bir şekilde rivayet etmiş
bulunmaktadır. Bu sebeple bu hadisin burada yazılması gerekmektedir.
[4180] Hafız Ebu'l-Kasım
Taberani de Abdula'la b. Ebi'l-Musavir'den, o İkrime'den, o Ümmü Hani'den şöyle
dediğini rivayet etmektedir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) İsra'ya
götürüldüğü gece benim evimde kalmıştı. Geceleyin onu göremedim. Bazı
Kureyşliler ona bir zarar vermiş olabilir korkusuyla da uyuyamadım. Sonra
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dedi ki:
"Cebrail (a.s) bana
gelip elimden tutarak beni dışarı çıkardı. Kapıda katırdan alçak, eşekten
yüksek bir binek gördüm. Beni ona bindirdi, sonra yola koyuldu. Nihayet benimle
Beytu'l-Makdis'e vardı. Bana İbrahim (a.s)'ı hilkati benim hilkatime, huyu da
benim huyuma benzediği şekliyle gösterdi. Musa (a.s)'ı da esmer, uzun boylu,
saçları düzgün birisi olarak gösterdi. Ben onu Ezdi Şenuelilerin erkeklerine
benzettim. Meryem oğlu İsa'yı (a.s)'ı da bana orta boylu, hafif kırmızıya çalan
beyaz tenli birisi olarak gösterdi. Onu da Urve b. Mes'ud es-Sakafi'ye
benzettim. Deccal'i sağ gözü silme kör olarak gösterdi. Onu da Katan b.
Abduluzza'ya benzettim."
hadisler nakletmiş
birisidir. "Birtakım insanlar irtidad etti" lafzı ise onun münker
rivayetlerindendir. Çünkü İsra hadisesi esnasında kimse irtidad etmemişti.
Esasen İsra'dan önce ancak çok az kişi iman etmiş idi.
(Sonra bize) "Ben
çıkıp Kureyş'in yanına giderek onlara gördüklerimi haber vermek istiyorum"
dedi. Onu elbisesinden tutarak: Sana Allah'ı hatırlatırım. Sen seni yalanlayan,
senin sözlerine karşı çıkıp inkar edecek olan bir kavmin yanına gideceksin.
Onların sana hücum edip, zarar vereceklerinden korkarım.
Ümmü Hani dedi ki:
Elbisesini elimden çekti, sonra yanlarına Çıktı. Onlar meclislerinde otururken
yanlarına gidip bana verdiği haberin aynısını onlara da bildirdi. Cubeyr b.
Mut'im ayağa kalkarak: Ey Muhammed! Senin gibi genç birisi olsaydım, sen bizim aramızda
bulunuyorken senin konuştuğun gibi asla konuşmazdım, dedi. Oradakilerden bir
başka kişi: Ey Muhammed! Filan ve filan yerde bulunan bize ait develerin
(kervanın) yanından da geçtin mi, dedi. Allah Rasulü: "Allah’a yemin
ederim ki ben onların bir develerini kaybetmiş olduklarını ve onun peşine
düşüp, aradıklarını gördüm" dedi. Peki, filan oğullarına ait develerin
yanından da geçtin mi, dedi. Yine: "Evet, ben onları filan filan yerde
buldum. Kırmızı tüylü bir devenin bir tarafı kırılmıştı. Onların içinde su
bulunan bir kapları da vardı. Ben o kaptaki suyu içtim" dedi. Bu sefer
Kureyşliler: O halde bize o (kervandaki) develerin sayılarını, kervandaki
çobanları da bize haber ver, dediler. Allah Rasulü: "Ben onların
sayılarını tespit edemeyecek kadar meşguldüm" dedi. Yerinden kalktığında
onun önüne develer getirildi (ona gösterildi) onları saydı ve aralarında
bulunan çobanları da bilmiş oldu. Sonra Kureyş'in yanına dönüp onlara:
"Siz bana filan oğullarının develeri hakkında sormuştunuz. O develerin
sayısı şu kadardır, onların aralarındaki çobanlar da filan ve filandır"
dedi. Sonra: "Bana filan oğullarının develeri hakkında da sormuştunuz.
Onlar da şu kadar şu kadardır, aralarında ise İbn Ebi Kuhafe ile filan ve filan
çobanlar vardır. Onlar yarın sabahleyin tepenin üzerinde olacak ve yanınıza
geleceklerdir" dedi.
(Ravi) dedi ki: Tepenin
üzerine oturup, kendilerine doğru söyleyip söylemediğini gözetlemeye
başladılar. Kervandakilerle karşılaştıklarında: Bir deveniz kayboldu mu? diye sordular.
Onlar evet, dediler. Diğerine de: Sizin kırmızı tüylü bir devenizin bir tarafı
kırıldı mı? diye sordular. Onlar evet, dediler. Peki, yanınızda bir su kabı var
mıydı? dediler. Ebu Bekir: Allah'a yemin olsun ki o kabı ben koymuştum. Hiç
kimse oradaki suyu içmediği gibi, yere de dökmedi, dedi. Ebu Bekir onu tasdik
etti, ona iman etti. O gün de kendisine es-sıddik adı verildi.
[Sonuç: Rivayetlere Dair
Bir Değerlendirme]
Sahihiyle, haseniyle,
zayıfıyla bütün bu rivayetlere vakıf olunduktan sonra Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in Mekke'den Beytu'l-Makdis'e İsra'sı hakkında üzerinde
ittifak olunan muhteva da anlaşılmış, ortaya çıkmış olur. İsra'nın yalnız bir
defa olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunu anlatırken ravilerin ibareleri farklılık arzetse
ve bir kısmı birtakım fazlalıkları zikrederken, diğer bir kısmı buna göre eksik
zikretse dahi böyledir. Çünkü nebiler (selam onlara) dışındakiler için hata
etmek, yanılmak mümkündür. İnsanlar arasından bir defa dahi diğer rivayetlere
muhalif gelmiş her bir rivayeti kabul ederek birden çok İsra hadisesinin
gerçekleştiğini benimseyen kimseler ise, gerçekten (doğrudan) alabildiğine
uzaklaşmış ve oldukça garip bir iddiada bulunmuş, hiç de uygun olmayan bir
kaçış ile kurtulmaya çalışmış ve herhangi bir maksada da ulaşamamış olur.
Müteahhir olanlardan
bazıları da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Mekke’den sadece
Beytu'l-Makdis’e kadar bir defa İsra'ya götürülmüş olduğunu, bir defa da
Mekke’den yalnızca semaya kadar götürüldüğünü, bir defasında ise Beytu'l-Makdis’e
ve oradan semaya götürüldüğünü söylemişlerdir. Böyle bir yol izlediği için de
memnun olmuş ve artık bununla çeşitli müşkillerden kurtulabileceğini zannettiği
bir sonuca varmış olduğunu düşünmüştür. Halbuki bu da oldukça uzak bir
ihtimaldir ve böyle bir kanaat seleften hiçbir kimseden de nakledilmiş
değildir. Eğer İsra bu şekilde defalarca tekrarlanmış olsaydı, hiç şüphesiz
Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu ümmetine haber verecek, insanlar da
bunu birden çok ve birkaç defa tekrarlanmış bir olayolarak nakletmiş
olacaklardı.
Musa b. Ukbe,
ez-Zühri'den şöyle dediğini nakletmektedir: İsra hicretten bir sene önce
gerçekleşmişti. Urve de böyle demiştir. es-Süddi: On altı ay önce
gerçekleşmiştir, demiştir.
Gerçek ise Nebi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in rüyada değil de uyanık olarak
Beytu'l-Makdis'e, Burak'a binerek götürüldüğüdür. Beytu'l-Makdis'in kapısına
varınca da bineğini kapının yanında bağlamış, içeri girip onun kıblesi
tarafında iki rekat tahiyyetu'l-mescid kılmış, sonra basamakları olan ve ona
merdiven gibi çıkılarak yükseklere ulaşılan bir araç olan Mirac getirilmiş, bu
.'
Mirac ile dünya semasına
yükselmiştir.
Sonra geri kalan yedi
semaya yükseldi. Her bir semada o semanın mukarreb melekleri onu karşıladı,
mevki ve derecelerine uygun olarak semalarda bulunan enbiya (selam onlara) da
ona selam verdi. Nihayet altıncı semada kelimullah Musa (a.s)'ın yanından
geçti, yedinci semada da İbrahim el-Halil (a.s) ile karşılaştı. Sonra her
ikisinin de -ikisine de ve diğer enbiyaya da salat ve selamlar- konumunu aştı
ve (meleklerin) kalem cızırtılarının duyulduğu bir yüksekliğe kadar vardı. Söz
konusu kalem cızırtıları ise olacak şeyleri yazan kadere dair kalemlerdir.
Ayrıca Sidretu'l-Münteha'yı da gördü. Yüce Allah'ın emriyle o Sidre'yi altından
kelebekler ve çok sayıda renklerden pek muazzam bir şeyler onu örtüp bürüdü.
Melekler de onu bürümüştü. Orada Cebrail (a.s)'ı altı yüz kanadı bulunduğu
halde gerçek suretinde gördü. Ufuğu tamamen kapatmış yeşil refrefi de gördü.
Beytu'l-Ma'mur'u ve yeryüzündeki Ka'be'yi bina eden İbrahim el-Halil (a.s)'ı
sırtını ona dayanmış olduğu halde gördü. Çünkü Beytu'l-Ma'mur semanın
Ka'besidir. Her gün oraya yetmiş bin melek giriyor ve ibadet ediyor, kıyamet
gününe kadar da bir daha oraya dönme sıraları gelmiyor. Cennet ve cehennemi de
gördü. Aziz ve celil olan Allah orada ona elli vakit namazı farz kıldı. Sonra
bu namazların sayısını beşe indirerek bafifletti. Kendisinden bir rahmet ve
kullarına da bir lütuf olmak üzere bunu yaptı. İşte bu, namazın şerefine ve büyüklüğüne
gösterilen muazzam bir itinanın ifadesidir.
Sonra Beytu'l-Makdis’e
indi. Nebiler de onunla birlikte inip namaz vakti gelince onlarla namaz kıldı.
Bu namazın, o günün sabah namazı olma ihtimali vardır. Bazı kimseler nebilere
semada imamlık yaptığını ileri sürer. Ancak rivayetlerin birbirini pekiştirerek
ortaya koydukları bu namazı Beytu'lMakdis'te kıldırdığıdır. Şu kadar var ki
bazı rivayetlerde mescide ilk girdiği sırada onlara namaz kıldırdığı
anlaşılmaktadır. Ancak kuvvetli görülen Mescid-i Aksa'ya döndükten sonra bu
namazı kıldırdığını ortaya koymaktadır. Çünkü onların bulundukları yerlerde
yanlarından geçtiği vakit Cebrail (a.s)'a teker teker onların kim olduklarını
sormaya başlamış, Cebrail de kim olduklarını ona bildirmişti. Zaten uygun olan
da budur. Çünkü o her şeyden önce Yüce Rabbimizin huzuruna varıp
şereflendirilmek için getirilmişti. Bunun sonucunda Yüce Allah ona ve onun
ümmetine dilediği hükümleri farz kılacaktı. Kendisinin Miraca götürülmesinin
maksadı gerçekleştirildikten sonra diğer enbiya kardeşleriyle -Allah'ın salat
ve selamları ona ve onların hepsine olsun- bir araya geldi, arkasından onun
kendilerine olan üstünlüğü ve şerefi imamlığa geçirilmesiyle ortaya çıkarılmış
oldu. Bu hadise de bu konuda Cebrail (a.s)'ın ona işareti üzerine gerçekleşti.
Sonra Beytu'l-Makdis'ten çıkarak Burak'a binip sabah ortalık aydınlanmaya
başlamışken Mekke'ye döndü. Her şeyi en iyi bilen Şanı yüce ve her türlü
eksiklikten münezzeh olan Allah'tır.
Nebi (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'e süt ve bal yahut süt ve şarap yahut süt ve su ya da bunların
hepsinin bulunduğu kapların ona sunulmasına gelince, bunun Beytu'l-Makdis'te
olduğuna dair rivayet bulunduğu gibi semada olduğuna dair rivayet de gelmiştir.
Her iki yerde olma ihtimali de vardır. Çünkü bu uzaktan gelen misafiri
ağırlamak gibi bir ikramdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Diğer taraftan
insanların, İsra' nın Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in bedeni ve
ruhuyla mı olduğu yoksa yalnızca ruhuyla mı gerçekleştiği hususunda iki farklı
görüşleri vardır. İlim adamlarının çoğunluğu uykuda (rüyada) değil de uyanıkken
bedeni ve ruhuyla birlikte İsra'ya götürüldüğü şeklindedir. Bununla birlikte
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bundan önce de (böyle bir) rüyayı
uykudayken görmüş olduğunu, daha sonra da onu uyanıkken gördüğünü inkar
etmezler. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in gördüğü her bir rüya
mutlaka sabah aydınlığı gibi gerçekleşirdi. Buna dair delil işe Yüce Allah'ın:
"Kulunu geceleyin götüren (Allah) münezzehtir" buyruğudur. Çünkü
tesbih (münezzeh olduğunu ifade etmek) ancak büyük hadiseler gerçekleşince
yapılır. Eğer rüyada gerçekleşmiş olsaydı bu büyük bir şey sayılmaz ve
kabullenilmeyecek kadar büyük bir hadise olarak görülmezdi. Kureyş kafirleri
hemen onu yalanladığına, daha önce Müslüman olmuşlardan bir topluluk da irtidad
ettiğine ve aynı zamanda "kul" ruh ve bedenin toplamından olduğuna
göre, aziz ve celil olan Allah da "kulunu geceleyin götüren"
buyurduğuna göre, yine Yüce Allah: "Sana gösterdiğimiz o rüyayı ve Kur'an'da
lanet edilen ağacı biz ancak insanlara bir fitne kıldık" (İsra, 60)
buyurduğuna, İbn Abbas (r.a.) da: Bu gözle görülen bir rüyadır. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e İsra'ya götürüldüğü gece gösterilmişti.
Lanetlenmiş ağaç ise Zakkum ağacıdır -ki bunu Buhari rivayet etmiştir-
dediğine, Yüce Allah da: "Göz başka yöne kaymadı ve aşmadı da" (Necm,
17) buyurduğuna, göz de ruhun değil de kişinip kendisinin zatının araçlarından
olduğuna göre, aynı şekilde oldukça parlak beyaz bir binek olan Burak üzerinde
taşındığına göre, bu taşınma da ruh için değil de ancak beden hakkında söz
konusu olabildiğine göre, -çünkü ruhun hareket etmesi için ayrıca üzerinde
bineceği bir bineğe ihtiyacı yoktur- (İsra ve Mirac hadisesi ruh ve beden
birlikteliği ile birlikte gerçekleşmiştir.) Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Başkaları ise: Hayır,
RasD.lullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bedeni ile değil de yalnızca ruhuyla
İsra'ya götürülmüştür, demektedir.
Muhammed b. İshak b.
Yesar, Sırefinde şöyle diyor: Bana Yakub b. Utbe b. el-Muğıre b. el-Ahnes'in
tahdis ettiğine göre Muaviye b. Ebi Süfyan'a, RasD.lullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in İsra'ya götürülmesine dair bir soru sorulduğunda: O Allah tarafından
gösterilen sadık bir rüya idi, derdi.
Bana Ebu Bekir hanedanından
birisi Aişe (r.anha)'nın şöyle dediğini tahdis etti: RasD.lullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in bedeni bir yere kaybolup gitmedi, ama onun ruhu İsra'ya
götürüldü.
İbn İshak dedi ki: Onun
söylediği bu söz reddolunmamaktadır. Çünkü Hasan şöyle demiştir: "Sana
gösterdiğimiz o rüyayı ve Kur'an'da lanet edilen ağacı biz ancak insanlara bir
fitne kıldık" (İsra, 60) buyruğu ve Yüce Allah'ın İbrahim (a.s)'dan haber
veren: "Gerçek şu ki ben rüyamda seni kestiğimi görüyorum. Artık sen bak,
görüşün nedir?" (Saffat, 102) kanaatini sürdürmesinden sonra: Anladım ki
vahiy Allah'tan nebilere hem uyanıkken, hem uykudayken gelir. İşte bundan
dolayıdır (ki, Aişe'nin bu kanaati inkar olunmamıştır.)
[4181] Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) de şöyle derdi: "Benim gözlerim uyur, ama
kalbim uyanıktır. "
Nebi (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)’e bu halin ne şekilde geldiğini ve Allah'tan bunu hangi halde iken
uykuda iken mi yoksa uyanıkken mi geldiğini en iyi bilen Yüce Allah'tır. Bütün
bunlar haktır ve gerçektir. -İbn İshak'ın sözleri burada sona ermektedir.-
Ancak EbU. Cafer b.
Cerir, Tefsir'inde bu kanaatini reddederek, kabul etmeyerek ve bu gibi ifadeler
Kur’an’ın siyakından açıkça ve kuvvetli olarak anlaşılanlara muhaliftir diyerek
kabul etmemekte ve onun bu kanaatini reddedişine az önce geçenlerin bir kısmını
da delil olarak zikretmektedir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Önemli Bir Ek Bilgi:
[4182] Hafız EbU. Nuaym
el-Asbahani, Delailu'n-Nubuvve adlı eserinde Muhammed b. Ömer el-Vakıdi yoluyla
şu rivayeti kaydetmektedir: ... Muhammed b. Ka'b el-Kurazi dedi ki: Rasu.lullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Dihye b. Halife'yi Kayser'e gönderdi. Böyle
diyerek onun Kayser'in yanına gidip huzuruna çıkmasını söz konusu etmektedir.
Hadisin anlatımında Heraklius'un olgun bir akıl sahibi olduğuna dair pek büyük
deliller vardır. Sonra Heraklius Şam'da bulunan tüccarların getirilmesini
istedi. EbU. Süfyan Sahr b. Harb ve arkadaşları getirildi. Heraklius de onlara
-ileride açıklaması geleceği üzereBuhari ve Müslim'in rivayet etmiş olduğu o
meşhur konulara dair sorular sordu. EbU. Süfyan da Nebi (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in durumunu önemsiz göstermek ve onun yanında Allah Rasulü'nü küçük
düşürmek için bütün gayretini ortaya koydu.
Hadisin akışı içerisinde
Ebu Süfyan'ın şu sözlerini de nakletmektedir:
Allah'a yemin ederim
Muhammed'i Kayser'in gözünden düşürme me sebep olacak bir söz söylemekten beni
alıkoyan tek husus, onun yanında benim aleyhime tespit edeceği yalan bir söz
söyleyerek bundan sonra hiçbir hususta benim doğru söylediğimi kabul
etmeyeceğinden duyduğum korkudan başkası değildi. (EbU. Süfyan devamla) dedi
ki: Nihayet ben onun İsra'ya götürüldüğü geceyi söz konusu edince şunları
söyledim: Ey kral! Şimdi ben sana onun yalan söylediğini anlayacağın bir haberi
aktarayım mı? O, nedir deyince, şöyle dedim: O bizlere bir gece içerisinde
bizim topraklarımız olan Harem bölgesinden çıktığl)11 ve sizin bu mescidinize
İlya (Beytu'l-Makdis) mescidine geldiğini ve aynı gece sabah olmadan yanımıza
geri döndüğünü iddia ediyor. (Ebu Süfyan) dedi ki: İlya komutanı da Kayser'in
başı ucunda idi. Komutan ben o gecenin hangi gece olduğunu biliyorum, dedi.
Kayser dönüp ona bakarak, bunu nerden biliyorsun deyince, şunları söyledi: Ben
mescidin bütün kapılarını kapatmadan hiçbir gece uyumazdım. O gece
kapatamadığım bir kapı dışında bütün kapıları kapattım. Emrimin altında
çalışanların ve yanımda bulunanların tümünün yardımlarını isteyip kapatmaya
çalıştım, yine kapatamadım. Hatta kapıyı hareket dahi ettiremedim. Adeta biz
bir dağı yerinden oynatmaya çalışıyormuş uz gibi geldi. Ona gelip bakmaları
için marangozları çağırdım, marangozlar kapıya bakarak şöyle dediler: Bu kapıya
üst taraftaki yapının çökmüş olduğu gözüküyor. Biz bunu yerinden oynatamıyoruz,
sabah olsun da bunun arızasının nereden olduğunu görelim, dediler. (Komutan)
dedi ki: Ben de geri döndüm ve iki kapıyı açık bıraktım. Sabah olunca erkenden
o kapılara gittim. Mescidin köşeSinde bulunan taşın delinmiş olduğunu ve bir
bineğin oraya bağlanmış olduğunun izini gördüm. Arkadaşlarıma: Bu kapının bu
gece kapatılmasının engellenmesi ancak bir nebi için olmuştur ve bu nebi bu
gece bizim mescidimizde namaz kılmıştır, dedim ... Sonra da hadisin geri kalan
kısmını zikretti.
İsra ile ilgili
Hadislerin Durumu:
Hatız Ebu'l-Hattab, Ömer
b. Dihye "et-Tenvir fi Mevlidi's-Siraci'l-Münir" adlı eserinde Enes
yoluyla gelen İsra hadisini zikredip, hadis ile ilgili gerçekten güzel ve
yararlı bilgiler verdikten ve değerlendirmelerde bulunduktan sonra şunları
söylemektedir: İsra ile ilgili hadis rivayetleri Ömer b. el-Hattab, Ali b. Ebi
Talib, İbn Mes'ud, Ebu Zerr, Malik b. Sa'saa, Ebu Hureyre, Ebu Said, İbn Abbas,
Şeddad b. Evs, Ubeyy b. Ka'b, Abdurrahman b. Kuraz, Ebu Habbe el-Ensari ile Ebu
Leyla el-Ensari, Abdullah b. Ömer, Cabir, Huzeyfe, Bureyde, Ebu Eyyub, Ebu
Ümame, Semure b. Cündeb, Ebu'l-Hamra, Suheyb er-Rumi, Ümmü Hani, Ebu Bekir
es-Sıddik'ın kızları Aişe ve Esma'dan -Allah hepsinden razı olsun- mütevatir
olarak gelmiş bulunmaktadır. Aralarından kimileri hadisi uzun uzadıya zikrederken,
kimileri de müsnedlerde görüldüğü üzere muhtasar olarak rivayet etmiştir. Her
ne kadar bazılarının rivayeti sıhhat şartını taşımasa bile, İsra hadisi
üzerinde Müslümanlar icma etmişler ancak zındık ve inkarcılar bu hadise itiraz
etmişlerdir: ''Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler. Halbuki Allah
-kafirler hoş görmese de- kendi nurunu tamamlayacak olandır. " (Saff, 8)
2. Biz Musa'ya da
kitabı verdik ve onu: "Benden başka hiçbir vekil edinmeyin" diye
İsrailoğullarına bir hidayet kıldık.
3. Ey Nuh ile birlikte
(gemide) taşıdıklarımızın soyundan gelenler! Şüphesiz o çok şükreden bir
kuldur.
Tefsiri:
Yüce Allah, kulu
Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i geceleyin yürüttüğünü (İsra) söz
konusu ettikten sonra, kulu ve kelimullah olan Musa (a.s)'ı da söz konusu
etmektedir. Çünkü Yüce Allah, Musa (a.s) ve Muhammed (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i, Tevrat ile Kur'an'ı çoğu kere birlikte söz konusu eder. Bundan
dolayı İsra'yı söz konusu ettikten sonra: "Biz Musa'ya da kitabı"
yani Tevrafı "verdik ve onu" yani kitabı "benden başka hiçbir
vekil" veli, yardımcı ve mabud "edinmeyin diye İsrailOğullarına bir
hidayet" doğru yola iletici "kıldık." buyurmaktadır.
Daha sonra Yüce Allah:
"Ey Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızın soyundan gelenler"
buyurarak Allah'ın lütfunu hatırlamak için bir uyarı ve bir teşvikte
bulunmaktadır. Yani gemide Nuh ile birlikte taşıyıp koruduklarımızın soyundan
gelenler, babanız Nuh (a.s)'a benzeyiniz. "Şüphesiz o çok şükreden bir
kuldu. " Siz de benim size Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’i
peygamber olarak göndermek suretiyle üzerinizdeki nimetimi hatırlayınız.
Hadis-i şerifte de seleften nakledilen rivayetlerde (eser) de Nuh (a.s) yemesi,
içmesi, giyinmesi ve bütün halleri üzerine Allah'a hamd eden birisi idi.
Bundan dolayı ona
"çok şükreden bir kul" adı verilmiştir. Taberani dedi ki: Sa'd b.
Mes'ud es-Sakafi dedi ki: Nuh'a 'şükreden bir kul' ünvanının veriliş sebebi,
yemek yediği yahut bir şey içtiği zaman Allah'a hamd etmesidir.
[4183] İmam Ahmed dedi
ki: Enes b. Malik (r.a.) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "Şüphesiz ki bir kul, bir yemek yer yahut bir şey içecek
olup da bundan dolayı Allah'a hamd edecek olursa, kulundan kesinlikle razı
olur. "
Bunu Müslim, Tirmizi ve
Nesai bu şekilde Ebu Usame yoluyla rivayet etmişlerdir. Malik de Zeyd b.
Eslem'den: (Nuh) her durum için Allah'a hamd ederdi, dediğini nakletmektedir.
[4184] Buhari burada Ebu
Zur'a'nın, Ebu Hureyre (r.a.)'tan diye rivayet ettiği hadisi zikretmektedir.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Ben kıyamet gününde
insanların efendisiyim. " Uzunca hadisin muhtevasında şu ifadeler de
vardır: "İnsanlar Nuh'un yanına giderler ve:
Ey Nuh, sen
yeryüzündekilere gönderilmiş ilk rasulsün. Hem de Allah sana çok şükreden bir
kul adını vermiştir. Rabbin nezdinde bizim için şefaat et ... diyecekler"
deyip hadisi tamamen zikretmektedir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |