|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
İsra Suresi 4 – 8.ayetler |
İsrailoğullarına
Verilen Emir:
4. Biz kitapta
İsrailoğullarına şunu hükmettik: "Siz yeryüzünde iki defa fesad çıkaracak
ve muhakkak alabildiğine büyükleneceksiniz. ",
5. İşte o ikisinden birincisinin
vakti gelince üzerinize çok güçlü kullarımızı gönderdik. Onlar da evlerin
(izin) aralarına kadar girip araştırdılar. Bu yerine getirilmiş bir vaad idi.
6. Sonra size bunlara
karşı tekrar üstünlük verdik. Mallarla, oğullarla yardımınıza yetiştik,
sayınızı da çoğalttıkça çoğalttık.
7. Eğer iyilik
ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük ederseniz kendi (aleyhi)
nize. Artık diğerinin vakti gelince kederiniz yüzünüzden belli olsun, Mescide
ilk defa girdikleri gibi girsinler ve üstünlük sağlayıp da ele geçirdikleri her
şeyi mahvetsinler diye.
8. Rabbinizin size
merhamet edeceğini umabilirsiniz, ama dönerseniz Biz de döneriz. Öyle ya Biz
cehennemi kafirlere bir zindan yaptık.
Tefsiri:
Yüce Allah buyuruyor ki:
İsrailoğullarına kitapta şu hükmü vermişti; yani daha önce kendilerine indirmiş
olduğu kitapta onlara önceden şU haberi vermişti: Yeryüzünde iki defa fesad
çıkartacaklarını ve alabildiğine büyükleneceklerini bildirmişti. Yani zorbalık
yapacaklar, azacaklar, insanlara karş! övünüp böbürlenecekler. Yüce Allah'ın:
"Ona şu kesin emri vahyettik: Sabaha çıkarken onların arkası mutlaka
kesilmiş olacaktır. " (Hicr, 66) buyruğu da buna benzemektedir. Yani biz
önceden ona bunu haber vermiş ve ona bu bilgiyi iletmiştik.
"İşte o
ikincisinden birincisinin" yani çıkartacakları iki fesadın ilkinin
"vakti gelince, üzerinize çok güçlü kullarımızı gönderdik. " Oldukça
güç sahibi, yarattıklarımızdan bir orduyu size musallat ettik. Maksat bu
ordunun güçlü, araç gereç, baskı ve otoritelerinin fazla olduğudur. "Onlar
da evlerinrizin) aralarına kadar girip araştırdılar. " Yani ülkenize sahip
oldular, evlerinizin aralarında dolaştılar, gidip gelerek kimseden korkmaksızın
istedikleri gibi tasarruflarda bulundular. "Bu yerine getirilmiş bir vaad
idi. "
Selef ve halefin
müfessirleri onlara hücum edenlerin kimler oldukları hususunda farklı görüşlere
sahiptir. İbn Abbas ve Katade’den rivayete göre bu kişi Callid el-Cezeri ve
onun askerleridir. İlk olarak onlara musallat kılınan odur. Daha sonra ona
karşı kendileri zafer kazandılar ve Davud, Calut'u öldürdü. Bundan ötürü Yüce
Allah: "Sonra size bunlara karşı tekrar üstünlük verdik. Mallarla,
oğullarla yardımınıza yetiştik, sayınızı da çoğalttıkça çoğalttık"
buyurmaktadır.
Said b. Cubeyr'den
rivayete göre ise bu kişi Musul Kralı Senharib ve ordusudur. Yine ondan ve
başkalarından nakledilen rivayete göre bu kişi Babil Hükümdarı Buhtenassar'
dır.
İbn Ebi Hakim,
Buhtenassar'ın ülkenin krallığını eline geçirinceye kadar bir halden bir başka
hale ilerleyerek nasıl geçtiğine dair şaşırtıcı bir hikaye nakletmektedir. Buna
göre o önceleri fakir, kötürüm ve güçsüz, insanlardan kendisine bir şeyler
vermesini ve yedirmesini isteyen bir dilenci idi. Sonra bir halden bir başka
hale geçip kraloldu, daha sonra da Beytu'I-Makdis toprakları üzerine yürüdü.
Orada İsrailoğullarından çok sayıda kimseyi öldürdü.
İbn Cerir bu yerde
Huzeyfe (r.a.)'tan diye müsned, merfu ve uzunca bir hadis rivayet etmektedir.
Bu ise kaçınılmaz olarak
mevzu (uydurma) bir hadistir. Hadis hakkında asgari bir bilgisi bulunan herkes
bu hususta hiçbir şüpheye kapılmaz. Bununla birlikte imam ve üstün değere sahip
bir ilim adamı olmakla birlikte böyle bir hadise nasıl iltifat ettiğine
gerçekten hayret edilir. Esasen hocamız hafız, büyük ilim adamı Ebu'l-Haccac
el-Mizzi (r.h) bu hadisin uydurma ve yalan olduğunu açıkça ifade etmiş ve bunu
kitabın haşiyesine (kenarındaki boşluğa) yazmıştır. Bu hususta İsrailiyat olan
çok sayıda rivayetler gelmiş bulunmaktadır. Bunları kaydederek kitabı uzatmayı
uygun bulmuyorum. Çünkü bunların bir kısmı İsrailOğullarının bazı zındıkları
tarafından uydurulmuş mevzu rivayetlerdir, bir kısmının da sahih olma ihtimali
bulunmakla birlikte bizim onlara ihtiyacımız yoktur. Yüce Allah'a hamdolsun.
Esasen Yüce Allah'ın,
Kitabında bize anlattıkları onun dışında kalan daha önce inmiş kitapların
kalıntılarına ihtiyaç bırakmamaktadır. Allah da, Resulü de bizi onlara muhtaç
bırakmamıştır. Yüce Allah onların haddi aşıp, azgınlaştıkları vakit duşmanlarını
onlara musallat ettiğini, düşmanlarının da onları istila edip kuşattığını,
evlerinin aralarına kadar girip onları zelil düşürüp, kahr ve perişan ettiğini,
bunun da yaptıklarına uygun bir ceza olduğunu bize haber vermektedir. Esasen
Rabbin kullara asla zulmetmez. Çünkü onlar daha önceden serkeşlik etmiş,
nebilerden, alimlerden çok sayıda kimseyi öldürmüşlerdi.
İbn Cerir'in rivayet
ettiğine göre Said b. el-Müseyyeb şöyle demiştir:
Buhtenassar Şam'a hakim
olmuş, Beytu'l-Makdis'i tahrip edip onları öldürmüştü. Sonra Dımaşk'a
geldiğinde orada kendiliğinden kaynayıp coşan bir kan buldu. Bu kan nedir, diye
onlara sordu, onlar: Biz babalarımızı da bu halde görmüştük. Onun üstü
kapatıldıkça o yukarı çıkıyor, dediler. (Said) dedi ki: Buhtenassar o kan üzerine
Müslüman olanlardan ve olmayanlardan yetmiş bin kişi öldürdü ve kanın kaynayıp
coşması durdu.
Bu sened Said b.
el-Müseyyeb’e kadar sahihtir ve meşhur olan da budur. Yani onun,
İsrailoğullarının eşrafını ve ilim adamlarını öldürdüğüdür. Öyle ki Tevrat'ı
ezbere bilen kimse kalmadı. Kendisiyle beraber onlardan çok sayıda kimseyi esir
alıp, götürdü. Bunların arasında enbiyanın çocukları da, başkalarının çocukları
da vardı. Zikredilmesi uzun süren pek çok hususlar ve olaylar meydana geldi.
Eğer biz sahih olanı ya da ona yakın olanı bulabilseydik, onu yazmamız ve
rivayet etmemiz caiz olurdu. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Daha sonra Yüce Allah:
"Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz
kendi (aleyhi)nize" Nitekim Yüce Allah: "Kim salih bir amel işlerse
kendi lehinedir, kim de kötülük işlerse kendi aleyhinedir." (Fussilet, 46)
buyurmaktadır. ''Artık diğerinin vakti" yani ikinci defanın zamanı ikinci
defa fesad çıkartıp, düşmanlarınızın gelme "vakti gelince, kederiniz yüzünüzden
belli olsun" sizi küçük düşürsün, sizi kahretsinler "mescide"
Beytu'l-Makdis’e evlerinizin arasına varıncaya kadar girdikleri "ilk defa
girdikleri gibi girsinler ve üstünlük sağlayıp da" egemenlikleri altına
alarak "ele geçirdikleri her şeyi mahvetsinler" alabildiğine tahrip
etsinler, yıksınlar "diye (ikinci defa düşmanlarınızı üzerinize
saldık)."
"Rabbinizin size
merhamet edeceğini" ve böylelikle onları sizden uzaklaştıracağını
"umabilirsiniz. Eğer dönerseniz" yani ne zaman tekrar fesada, bozgunculuğa
geri dönerseniz "Biz de döneriz." Dünyada düşmanlarınızı size
muzaffer kılarız. Bununla birlikte ahirette sizin için ibretli azap ve cezayı
da saklarız. Bundan dolayı Yüce Allah: "Öyle ya, Biz cehennemi kafirlere
bir zindan" karar kılınacak, kuşatılacak ve içinden kurtulmaları imkansız
bir hapis "yaptık."
İbn Abbas
"hasir" lafzını, hapis demektir, diye açıklamıştır. Mücahid:
İçinde muhasara altında
tutulacakları yer, diye açıklamıştır. Başkası da böyle demiştir. Hasan(-ı
Basri) de: Yatak ve döşek, diye açıklamıştır. Katade dedi ki: İsrailoğulları
tekrar (fesada) dönünce, Allah da onlara bunları yani Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i ve ashabını musallat etti. Onlar, İsrailoğullarından
küçülmüş oldukları halde kendi elleriyle ödedikleri cizyeyi alıyorlar.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |